ben olsam...

yavaş yavaş ezberliyorduk herseyi..
hayatın adaletsizliğini, insanların ihanetlerini, yıkılan hayalleri, kabul olmayan dualari, geçmeyen geceleri, kaçırılan otobüsleri, gelmeyen gemileri, son dakika yatan kuponları..
hayata dair ne varsa öğreniyorduk. çocukluğumuz enteresan bir döneme denk gelmişti. şikayetçiydim bu durumdan, fazlasıyla şikayetçiydim. 
insanlara hiçbir konuda ümitsiz olmamalarını tembihliyordum ama en iyi de ben biliyordum aslında ümit etmenin hiçbir halta yaramadığını. defalarca görmüştüm bunu, defalarca yaşamıştım. hala birşeyler için gayret göstermeye çalışıyordum ama bir amacım yoktu. bir yaşam belirtisi olarak yapıyordum bunu. çaba gösteriyorsam, umut ediyorsam yaşıyorumdur, politikası izliyordum. fazlasına mecalim yoktu. kimsenin yokluğu acıtmıyordu canımı artık. daha kötüsü, kimsenin varlığı da mutlu etmiyordu.. yalnızken mutlu hissediyordum kendimi. yani yalnızken ne kadar mutlu olunabilirse o kadar mutlu hissediyordum. en azından şüphe duymuyordum artık. kimsenin ihanetinden, kötülüğünden çekinmeme gerek yoktu. -gardını almış bir boksör için karşıdan gelen yumruğun hiçbir tehlikesi yoktur.- kimseyi anlamama gerek yoktu,kimsenin beni anlamasına ihtiyaç duymuyordum. kimseyi mutlu etmem gerekmiyordu, kimsenin beni mutlu etmesini beklemiyordum.. geleceğe dair bir beklentim yoktu, enteresan kariyer planlamaları yapmıyordum. saçma sapan hayaller kurmaktan da vazgeçmiştim artık. hayal kurmamın her türlüsü saçma geliyordu bana. hiç kimse gelsin istemiyordum, hiç bir yere gitmek istemiyordum.. hayat bazen böyledir, yaşamaya bile üşenir insan. seksen sene bu gezegende nasıl geçirilir diye düşünüyordum karşı balkonda oturan yaşlı teyzeye bakıp. ben olsam sıkılırdım elli beşten sonra..

Bu blogdaki popüler yayınlar

çitlembik ağacı

beklenti..

bir balkon