1 Kasım


1 Kasım gecesi
bir apartmanın üçüncü kat balkonunda, tamam, dedim. artık ölmeliyim. bedenimdeki acı yoğunluğunun gelebileceği en üst nokta burası. daha ötesi yok bunun. ya kendi canıma kıyacaktım ya katil olacaktım. ikisini de yapamadım. daha cesurca bir şey yapıp, yaşamalıyım, dedim, kendi kendime. bir şey yapmadan, hiçbir şey olmamış gibi yaşamalıyım. -oradan bakınca çok da cesurca bir hareket gibi görünmeyebilir, umarım buna hep oradan bakarsınız.- sabaha kadar uyumadan düşündüm, düşündüm. sağ bileğimdeki kan lekelerine bakıp biraz daha düşündüm. izler bana ait değildi. 49 kiloluk bir bedene sığdırabileceğim maksimum acıyı sığdırdığımı düşünüyordum o gece. kafam patlayacak gibi oluyordu. zihnimde fokur fokur kaynayan bir şeyler kulak zarlarımı tırmalıyordu sanki, özgürlüğüne kavuşmak için. sesler duyuyordum, silüetler görüyordum. karanlıkta beni bekleyen bir şeyler vardı. evde duramadım, sokağa çıktım. sokak köpeklerine sarıldım. kaldırım taşlarına koydum başımı. o gece sigaraya başladım. sigara dediğim karanfilli djarum black. normalini içmem. bunun kokusu hoşuma gidiyor. her fırtta o geceyi hatırlıyorum.

sonra bir şekilde sabah oldu. öğlen sonu ancak kendim olduğumu hatırladım. baktım kendimi öldürmeye gücüm yetmiyor. bari kalkıp bir çay koyayım, dedim. zamanın ve mekanın bir önemi yoktu. hiçbir şeyin ağırlığını hissetmiyordum üzerimde. sanki yüz tonluk bir press makinesiyle üzerime bastırmışlardı. basıncın etkisiyle kala kala bir milim kalmıştım. var olup olmadığımı denemek için bir kaç kez duvarlardan geçmeyi düşündüm. zaten suratımda yeterince yara izi vardı. vazgeçtim. bütün insanlıktan nefret ediyordum. bütün insanlıktan. bu nefreti bir ömür gözlerimde taşıyacaktım, çakılı bir çivi gibi.
sonra, bardağa su doldururken elime kaynar su döküldü. baktım ki, hala canım acıyor. şaşırdım, acının bir sonu yoktu. akışkan bir madde gibi, bulunduğu ortamın şeklini alıyor. genişliyor, büyüyor, büyüyordu. sığacak yeni köşeler buluyordu kendine. işte tecrübe falan dedikleri de buydu.
insan ufkunu dar tutmalı...
bir pencereden bakmakla, bir dağın tepesinden bakmak bir olur mu hiç? pencereden bakarsan sokağın haline üzülüyorsun, bir dağın tepesinden bakarsan bütün şehrin haline..
yıllar geçti, yaralarımdan bir tepe oluşturdum, şimdi üzerine çıkıp oradan seyrediyorum hayatı.
her şey aşağıda kalıyor. hiç kimse, hiçbir yer, hiçbir duygu, beklentilerime denk değil.
belki, dedim, biri çıkıp gelir bir gün. anlıyorum lan seni, der. sarılır, omzunda hüngür hüngür ağlarım. ki ben, nelerin yanıp kül olduğunu seyrettim de, kirpiklerimden bir damla yaşı bırakamadım yanaklarıma. birileri beni seyrediyordu, beceremedilend'm. alp'den kalma alışkanlıklar.
kurtuluşu başka bir insanda aramak ne acı. ömrüm boyunca birilerine, bir şeylere bağımlı olmamak için uğraştım. kimseye ihtiyacım olmamalıydı. kimseden medet ummamalıydım. bütün kazançlarımı tırnaklarımla kazıya kazıya elde etmişken, kayıplarımda, mağlubiyetlerimde hep başkalarının parmak izi vardı. ben bu dünyanın adaletini sikeyim

Bu blogdaki popüler yayınlar

çitlembik ağacı

doğduğum ev

bir balkon