otuz gün

onlardan değilim. beni yeryüzüne bağlı tutan köklerim yok. sert bir rüzgarda uçup gidecek gibiyim. yaşamak benim için, sert fırtınalara kapılıp uçup gitmemek çabasından öteye gidemiyor. felaket anlarında sığınılacak evlerin adresini bilmiyorum. özlediğim insanların hepsi çoktan ölü. beklentilerim bu dünyayla bağdaşmıyor. uzun vadeli hayaller kuramıyorum. kısa vadeli hayallerim, ne olur artık sabah olsun, kalibresinde. bunları bana acımanız için yazmıyorum, beni tanımanız için de yazmıyorum; aslına bakarsanız bunları okuyun diye de yazmıyorum. bütün odaları boş bir evin içindeyim günlerdir. etrafa dağılan kıyafetlerden, tozlanmış masalardan, aralıklı duran perdelerden, pencere önündeki kurumuş çiçekten, hemen yanımda duran akoru bozulmuş gitardan başka sohbet edecek kimsem yok. yani kimsem yok derken, gerçekten kimsem yok. hergün duyduğunuz şımarık yalnızlık naralarından değil bu. salt, koyu, gerçek ki ne gerçek bir yalnızlık. kimse gözyaşlarımı duymuyor. mutlu olsam paylaşacak kimsem yok. -biraz düşünün, paylaşacak kimseniz yoksa mutlu olmak da gereksiz bir eylem aslında.-

insanın anlatmak için çırpındığı şeylere susması ne acı. ama çocukken de böyleydim ben. ketum çocuktur, derlerdi teyzeler, amcalar benden bahsederken. ne saçma laf. 
otuz gün önce bu saatler hayatımın dönüm noktasıydı. otuz gün önce, bir gecede otuz sene daha büyüdüm. ruhum bedenimden otuz yaş daha yaşlı görünüyorken üstelik. bakın bunu ben söylemiyorum, bunu bana, başını omzuma koyarak ağlayacak yakınlığa sahip insanlar söylüyor. sen bir kara deliksin, dedi geçenlerde biri. etrafındaki bütün güzellikleri içine çeken, yanına yaklaşan herkese zifiriliğini bulaştıran, bütün beyazları kirleten bir kara delik. yanında olmak isteyen insanlar senin bu karanlığını sevdikleri için yanındalar. ama olur da birgün aydınlığa çıkarsan herkes sana değiştiğini söyleyecek. daha da yalnızlaşacaksın. çünkü aydınlıkta uyumayı beceremeyen sen, aydınlıkta yaşamayı hiç beceremezsin. toprağından arınmış bir ağaç gibi, çürürsün günden güne...
gülümsedim. epey iddialı laflar bunlar. ama haksızdı da diyemem. son bir yıldır tanımadığım insanlardan aldığım bütün mesajlar da onun bu tezini doğrular nitelikte.

devlet büyükleri acilen hayatıma el atmalı. bu bir suç duyurusudur. kamuya zarar veriyor varlığım. bana her şeyi unutturacak, her şeyi unutturmasa da yaşamayı sevdirecek, yaşamayı sevdirmese de hayata  ve insanlara tahammül etmemi mümkün kılacak sihirli bir rütuşa ihtiyacım var. muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamız için benim gibilerin hayatına acil müdahale edilmeli. hayır bari bi kayyum falan atayın. tek başıma idare edemiyorum bu hayatı. rayından fırlamış trenler gibiyim. içimdekilerle beraber şehrin en işlek caddesine dalacağım bir gün. bilanço çok ağır olacak. kendimi ihbar ediyorum, söylemedi demeyin.

kalabalık caddelerde yürürken varlığımı sorguluyorum bazen. ne kadar varım lan ben, yoksa yok muyum? ciddi ciddi düşünüyorum bunları. sonra birine çarpıyorum bilerek, sarsılıyor. heh tamam diyorum, var mışım. bu iyi. hala varım. peki bu ne zamana kadar devam edecek? ne zaman varlığımı sorgulamak için kalabalık caddelerde birilerine çarpma ihtiyacı duymayacağım? ne zaman istemli olarak yan yana yürüyeceğim birileriyle. ne zaman birinin ellerinden tutup; bak bu kuyuları görüyor musun, işte ben bu kuyuların hepsine düştüm. bu kuyuların hepsinde tırnak izlerim var. bu yüzden böyle kirli üstüm başım, bu yüzden bu haldeyim, diyeceğim. ne zaman anlayacak o birileri beni.
yıllardır yokluğuna mektuplar yazdığım duygularla ne zaman bir köşebaşında karşılaşacağım? bana tarih versinler. nerede bu devlet?

zihnim bedenimi ele geçirdi. bütün dünyam kafamın içinde yankılanan seslerden ibaret. beni dinleyin demiyorum size ama beni dinlemiyorsanız susturun. yok sayın. ama rica ediyorum var mışım gibi davranmayın. samimiyetsiz gülecekseniz gülmeyin bana, yüzüme karşı küfür edin, ailemi katmayın ama sikerim yapacağınız işi. efendi gibi gelin, senden bir sikim olmaz oğlum, deyin. boşa uğraşıyorsun, şu dakika gebersen kimsenin umrunda değilsin, ne saçmalıyorsun deyin. bir şeyler söyleyin işte lan, gerçek bir şeyler. bir merhem bulun, ölmekse bunun çaresi, ölmek deyin. ilacı yok deyin. iyileşeceksin demeyin bana haybeden. sizin ben yalanlarınızı sikeyim. böyle yapacaksanız siktirin gidin. ya da gitmeyin lan durun. tamam, fevri davranıyorum biliyorum. ama bir şeyler yapın işte. tek başıma sürdüremiyorum artık, hayatımın hakimiyetini çoktan kaybettim. son sürat çıkıyorum yoldan. direksiyonu doğru istikamete çevirecek gücüm kalmadı. fren balatalarını da son kazada sıyırdım. durdurun demiyorum, ama biriniz gelin şu direksiyonu yola doğru çevirin. rica ediyorum gelin, parası neyse vereyim.


konu ne ara buralara geldi bilmiyorum. hayatımda ilk kez parmaklarım nikotin kokuyor. ki siz bilmezsiniz, ben bu kokudan nefret ederim. ve söz burada bitiyor artık, gecenin kalanına susarak devam edeceğim..

Bu blogdaki popüler yayınlar

çitlembik ağacı

doğduğum ev

bir balkon