tesbitte hata olmaz..

tesbihte hata olmaz;
bu kıyısızlık, beni çok iyi bir yüzücü haline getirdi. iyi bir yüzücü olmanın bir boka yaramadığı derinlikteyim. boğulmamış olmak hayatta kalmaya yetmiyor. yardım çağrısı istemek de nafile. derinlik sarhoşuyum ama her şeyi net hatırlıyorum.

çaresizlikten duvarları yumrukladığım gecelerde güçlendi bileklerim. ışıksız sokaklarda yürümek zorunda kaldığım gecelerde öğrendim karanlıktan korkmamayı. cesaret; korkuya rağmen'liktir. bunu da korkudan bacaklarım titrerken gülümsemek zorunda kaldığım anlarda öğrendim. cesaret, asla korkmamak değildi. korkularının üzerine gidebilmekti, titreyen diz kapaklarına rağmen o karanlık yolu yürümekti, o ateşin üstüne gitmekti sıcaktan gözbebeklerin sızlarken. öyle yaptım. beni yalnız bıraktılar, tekmelediler, çelme taktılar, düşürdüler bile isteye. sırtımda en yakınlarımın ayak izlerini taşıdım yıllarca. tek başıma dolaşmak zorunda kaldım bu sokakları. bütün felaketleri bir başıma sırtladım. kimseye anlatamadığım acılarımı göz kapaklarımdan yanaklarıma akıttım geceler boyu. yumruklarımı sıkmayı böyle gecelerde öğrendim. kimseye ihtiyacım yoktu. kimseye ihtiyaç duymamayı, sevinçlerimi aynadan kendimle paylaşırken öğrendim. bana gidecek hiçbir yer bırakmadılar. sevecek hiç kimse kalmadı etrafımda. güvenin esamesi bile yoktu. 
sizden farklı yürüyor, sizden farklı bakıyor, sizden farklı yaşıyor, sizden farklı yazıyorsam bu yüzden. zira çiçekli bahçelerde yürüyerek güçlü olunmuyor. çiçekli bahçelerde büyüyen çocuklar; büyüdüklerinde çorak, dikenli topraklardan geçemiyor, karşı tarafa ulaşamıyor, o daracık düzlüklere sıkışıp kalıyor, gerçek hayatı tanımıyor, bilmiyorlar. ağızlarından samimiyeti düşürmeden, samimi olan herkesten kaçıyorlar dört nala. çünkü gerçekler acıtır, gerçekler yaşadıkları hayatın aslında bir bok olmadığını, mensubu oldukları gülüşlerin, sevişlerin tamamen hayal ürünü olduğunu gösterir onlara. samimiyet demek; gerçekleri bilmek, duymak, öğrenmek, paylaşmak ve bundan rahatsızlık duymamak demektir. bir masada oturmuş, kahkaha atarak bira içen beş kişinin en az ikisi birbirinden nefret ediyor.  daha iyi bir seçenekleri olmadığı için orada bulunuyorlar. hadi bunu inkar edin. yüzüne karşı küfretmek istediğiniz insanlarla aynı sofralarda yemek yediğinizi inkar edin? seksi bedavaya getirmek için sürdürdüğünüz ilişkilerinizi inkar edin? sırf muhtaç olduğunuz için sadık kaldığınız insanları inkar edin?
bu tarz yazıları yazıları okumak hoşunuza gidiyor. peki hayatınızın bu raddeye gelmesini, her gece bu hislerle boğuşmayı hanginiz ister? hanginiz bunları yazmaktan başka çaresi olmayan bir adama dönüşmeyi istersiniz? ve ya bunu göğüsleyebilirsiniz? hanginiz tek başınıza saatler, günler, aylar hatta yıllar geçirebilirsiniz? kimseye muhtaç olmadan, ihtiyaç duymadan kaç gün geçirebilirsiniz? bir anda çevrenizdeki bütün yapaylıkları siktir edip, bile isteye, yalnızlığın samimi kollarına bırakabilirsiniz kendinizi? size bir şey diyim mi? siz hiçbir sikim değilsiniz beyler. ihtiyaçlarınız doğrultusunda ilişkiler kurduğunuz, adaletin yalnızca çıkarınıza uygunken tecelli etmesini istediğiniz, gerçek bir mutsuzluktansa, yapay mutlulukları tercih ettiğiniz, boktan ilişkilerinizi, boktan yetilerinizi nimetten saydığınız, hala kendinizi birilerinin yanında daha güvende hissettiğiniz sürece bir bok değilsiniz. olamayacaksınız da.
siz de bir halt değilsiniz kadın arkadaşlarım.
dürtülerinizi kontrol edemediğiniz, östrojen hormonlarının sizi ele geçirmesine izin verdiğiniz, kendinize saygı duymadığınız, iç çamaşır değiştirir gibi insan değiştirdiğiniz, başkalarına muhtaç bir yaşamı tercih ettiğiniz, kendinizi kendinize itiraf edemediğiniz sürece bir halt değilsiniz. olamayacaksınız da.

özendiğiniz dizi karakterlerine bir bakın. sevdiğiniz roman kahramanlarına. taklit ederek imajınızı değiştirdiğiniz o film karakterlerine bakın. imrendiğiniz aşk hikayelerine bakın. ne iyi değil mi? peki o kahramanlardan biri olmaya, o yaşadıkları hayatı yaşamaya hanginizin götü yer? uzaktan manzara seyretmek kolay tabii.
bir dağın tepesine tırmanmaya cesaretiniz yok, ama zirveler üzerine methiyeler diziyorsunuz.
derinlik, kelimesini dilinizden düşürmüyor, ama ne hikmetse sığ sularda bile boğulma tehlikesi atlatıyorsunuz.
bu yazıyı şunun için yazıyorum. ister yirminizde, ister altmışınızda olsun; sike sike yalnızlığı tadacaksınız. sike sike öğreneceksiniz tek başınıza hayatta kalmayı. 
bu satırları, bu gerçekliğin memnuniyetiyle yaz/ş/ıyorum. 
misal; siz gökyüzündeki bir kuşa bakıp, ne güzel süzülüyor diyorsunuz, bense onun kilometrelerce yolu teperek sıcak yerlere ulaşma çabasını görüyorum. 
hepiniz birgün bu açıdan bakacaksınız hayata. doğru olan bu demiyorum, olması gereken de bu demiyorum ama bir gün aynı pencereden seyredeceğiz bu sokakları. bu yolları aynı dalgınlıkla yürüyeceğiz. ben yirmimde öğrendim, silahlarımı kuşanmam zor olmadı. siz ellinizde öğreneceksiniz bunu. ne silah tutma gücünüz ne de isabet ettirme yeteneğiniz olacak. gebereceksiniz oğlum. yıllarca inandıklarınızın, yalan olduğunu anlayacaksınız. kimsenin size ihtiyacı kalmadığı zaman, sizin işinize yaramayan insanlara yaptığınızı birileri de size yapacak. yastıkları ısırarak hıçkıracaksınız. toplum da bunu kabul etmeyecek. antropozdandır diyecekler. torunları ziyaret etmiyormuş, yazık diyecekler. çocukları hayırsız çıktı, diyecekler. o zaman hesaplaşacağız. yaşattıklarınızın hesabı öteki tarafa kalmayacak. geçin onları. hele bi elden ayaktan düşün, o taptığınız eşyalar, kulu olduğunuz insanlar kurtarabilecek mi bakalım sizi..
bana ne mi olacak. yirmilerimde öğrendiğim gerçeklerle yaşamaya çoktan alışmış, bütün planlarımı, ilişkilerimi bu gerçekliğe göre tasarlamış, bütün yatırımımı yapaylıktan kaçmak için kullanmış olacağım. mutluluğum da mutsuzluğum gibi gerçek olacak. en iyi ihtimalle ölmüş olacağım.


cesaretim kırıldığı zamanlarda güçlü olmak, gücüm kalmadığı zamanlarda da cesur olmak zorundaydım. beni buna insanlar zorladı. tek başına yürüdüm, tek başına büyüdüm. bunun getirisi de işte bu satırlar oldu. 

yarın bir gün hep beraber bir felakete tanıklık etsek, sizin dizleriniz titrerken benim de dizlerim titreyecek belki; ama işte o anlarda ben sizden farklı olarak, gülümseyerek ıslık çalıyor olacağım.

velhasıl; adam olun lan işte. biraz büyüyün. kurtulun şu fazlalıklarınızdan. umrumda olduğunuzdan dolayı demiyorum. kendi dünyanızı yaşanmaz bir hale getiriyorsunuz, bazen sokaklarınızdan geçmem gerekiyor. pencerelerinizden taşan kanalizasyon atıkları ayakkabılarımı kirletiyor. canımı sıkıyor bu durum. he bi de o pahalı parfümlerle kamufle etmeye çalışsanız da, hepiniz tepeden tırnağa bok kokuyorsunuz.  rahatsız oluyorum...

canım insanlar;

kötü, işe yaramaz ve vasat biri olduğunuzu kendinize itiraf edin. iyi şeyler doğurmanın, iyi biri olmanın birinci kuralı, aslında bir bok olmadığınızı kabullenmektir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

çitlembik ağacı

doğduğum ev

bir balkon