Kayıtlar

aşk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

tanrı şöyle buyurdu

tanrı şöyle buyurdu bir konuşmasında; hepiniz merhemisiniz birbirinizin, ilacısınız.. bir başınıza iyileşmenizin mümkün olmayacağı şekilde yarattım sizleri.   sözünü yarıda kesip, ama sayın tanrım diye çıkışıyorum. tanrının sözü kesilir mi hiç, patavatsızlık benimkisi. ama sayın tanrım bir tutam sevgi vardı benim avuçlarımda. bilmem kaç sene koyacak yüksekçe bir yer aradım. ee haliyle bulamadım tabii. bulduğumu sandığım zamanlar oldu evet, gelip  itinayla sevgimin üzerine bastılar.. elimde rengarenk balonlar, sıkı sıkı tutmuşum iplerinden. gökyüzüne salmak için müsait bir yer arıyorum. birileri elinde iğneyle bekliyor mütemadiyen. ve asla yorulmuyorlar. bu kişileri de sen yarattın sayın tanrım. neden? üzerinde toz birikmesin diye üfleyip durduğum umutlarıma ayakkabılarıyla girdiler.. neden sayın tanrım, bu kötülükleri, bu kara geceleri, bu iflah olmaz susuşları, bu kavuşamamaları da sen yaratmadın mı? biz sana ne kötülük yaptık. çocuklara kıyıyorlar sayın tanrım, çocuklara kıy...

Tanrının Söyleyecek Birşeyleri Var

bir dakika olsun durup dinlenmeye vaktimiz yok, asla kendimize derin bir nefes alma fırsatı tanımıyoruz. bir kez bile dönüp bakmadan, yanından koşar adım geçip gittiğimiz manzaraların hasretiyle öleceğiz. çünkü yolun sonundaki ışığa odaklandık, duvarlarda ne yazdığının hiç bir önemi yok bizim için..  farkında değiliz hiçbir şeyin. asırlar boyu ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, asırlar boyu yaşayacakmışcasına ufacık şeyleri dert ediniyoruz kendimize.  stresten, kederden, elemden uyuyamadığımız gecelerimiz oluyor. ne uğruna ulan bütün bunlar? diye sormak aklımıza gelmiyor. bazen bir diploma, bazen bir iş, bazen de bir insan uğruna günlerimizi, gecelerimizi heba ediyoruz.  aynı anda o kadar çok yerde birden olmak istiyoruz ki, haliyle hiçbir yere yetişemiyoruz. bazen vaktinden erken gittiğimiz oluyor, ama ekseriyetle geç kalıyoruz. zaten yetiştiklerimizin de bir değeri olmuyor, çünkü aklımız hep ulaşamadıklarımızda.. bazen, rakı sofraları oluyor, bazen bir şarap şi...

eski, yeni, tavan ve sigara

arkasına yaslandı. küllükteki sönmüş sigaraları seyretti bir süre. bir kere bile içine çekmemişti çoğunu, yakıp kül olmalarını seyretmişti. sigaranın da kendisine benzeyen yanları olduğunu düşünüyordu. fazlasıyla uykusu gelmişti artık, pencereden dışarı baktı, etrafta ışığı yanan bir pencere bulamadı. ışığını söndürüp sabahın olmasını beklemek üzere yatağına yöneldi. bircan'dan dördüncü mesaj da geldiğinde telefonu yan çevirip mesajları okudu. bircan iyi biriydi. zeki, güzel, başarılı ve mavi gözlü bir dil öğrencisi. bende ne buluyordu herif diye sorar dururdu kendine eric. bir cevabı yoktu. zaten kafasındaki sorulara bir cevap bulabilseydi bu durumda olmayacaktı, öyle düşünüyordu. bircandan gelen mesajları okuduktan sonra, yarın sabah ne yapacağını düşündü uzun uzun. once ne yapabilirimi düşündü bir sure, sonra ne yapmaması gerektiğini. yapılabilecek bir sürü şey varken hiçbir şey yapmamak mı daha zordu, yoksa yapılacak bir şey yokken bir şeyler yapmaya çalışma...

sorunsuz

kalemi bıraktı elinden. bir kalıba sokamadığı için yazamadığı bütün düşünceleri beynine hapsedip başını  tekrardan duvara yasladı. odanın karanlığı yazmasına engel oluyordu artık. ışığı açmak da istemiyordu. karanlıktan korkardı eskiden, şimdiyse en büyük korkusu, aydınlık bir odada uyumak zorunda kalmaktı. şuan dört kişi tarafından birden terk edilmiş olmayı dilerdim, dedi kendi kendine. gülümsedi. bir adam  uğruna ağladığı zamanlar gelmişti aklına. en son ne zamandı lan, diye düşünürken, biradan bir yudum daha aldı ve derin bir nefes çekti odanın içine dolan karanlıktan.. keşke dedi, eric. keşke; birinin beni terk edip gitmesini dert edebilecek kadar sorunsuz bir hayatım olsaydı..

orda mısın?

Resim
bazı şeyleri anlatmak isterdim sana.  mesela oturup bir rakı masasına güzelliğini tarif etmenin nasıl imkansız olduğunu anlatmak isterdim.  seni nasıl sevdiğimi falan geçelim, buraları geçtik, buraları geçelim.  seni nasıl sevdiğimi zaten biliyorsun ve bununla beraber bilmeni istediğim başka şeyler de var.  mesela; gülüşünün gece vakti bir adamı nasıl ateşler içinde uyandırdığını bilmeni isterdim.. bilmeni isterdim bir şiirin yazılması için gereken etkenlerin neler olduğunu.. güneş nasıl doğar, güneşin doğması için nasıl yalvarır bir çocuk, bilmeni isterdim. bilmeni isterdim, hiçbir işin yokken sabahın dördünde kalkıp yollara düşmenin nasıl bir şey olduğunu.. bir insan bir insanı böyle yaralarken aynı zamanda da nasıl merhem olur o yaralara, bilmeni isterdim.. bir tren garında aynı günde kaç ayrılık yaşanır, kaç kavuşmaya şahit olunur, bilmeni isterdim. birinin gözlerinin baktığı yerde olmak istemek, nasıl bir ruh hastalığıdır bilmeni isterdim. bir ameliyathane nasıl...

serzeniş

karanlık gecelerde sessizliği soluyalım beraber.. öyle çok çekelim ki içimize, kimseye yaşanacak bir yalnızlık kalmasın... senin bu gözlerinde ne çok yıldız var, birazını gökyüzüne verelim. bir ateş yakalım gecenin ayazına, üşümesin artık sokak çocukları.. hiç olmazsa bir kere daha yan yana yürüyelim. ve sen kafka'nın milena için yazdığı bütün satırları üstüne alın, ben o kadarını yazamıyorum. bigün pişman olduğunu duyacağım ve pişman olduğun oranda mutlu olacağım. üstelik yanımda olmak isteyişin de hiç sikimde olmayacak,dedi şaiir.. ya senin o güzel gözlerinin nemlenmesine sebep olan adamların ben anasını sikeyim. sen üzülme. derdini söyle, ben senin yerine de üzülürüm.. ek olarak; seni ayrı, senin için kalem tutan şayiri ayrı sikeyim. "seni çok seviyom aşkım" tarzında cümleler yeter sana.hatta o bile fazla. bunları birden fazla kişi üzerine alınabilir. üzerine alınma ihtimali olan herkes için yazıyorum; hepinizin amına koyayım. hadi arv

adamım

gel be adam, gel umudumun misafiri ol. karanlık gecelerde yıldızları seyredip şarap içelim, güneşli sabahlara uyanalım adını bilmediğimiz kıyılarda. iki sırt çantası, iki tren bileti hayatı anlamamız için yeterli.. bakışlarından bir tutam alıp cüzdanımda saklamak istiyorum be adam. bunun mümkün olacağı yerlere gidelim lütfen. insanların birbirine günaydın dediği yerlere gidelim. başka türlü kurtaramay ız dünyayı. seninleyken dünyayı kurtarabilecek bir kudrete sahipmişim gibi geliyor. bir gezegen nasıl kurtarılır ben bilmiyorum be adamım ama bir gezegene sarılmak nedir, iyi bilirim.. iyi bilirim, ekmek almaya giden çocuğunu pencerede bekleyen annelerin telaşını. bizim buralarda telaşlı insanları sevmezler üstelik.. torunlarıma bırakacak tek kuruşum yok leyla.. sana sunabileceğim maddi bir imkanım yok malesef. ama biz öyle yerlere gidelim ki seninle, gökyüzünü seyretsin insanlar haziran aylarında.. bıraksınlar işi gücü, akşamları eş dost toplanıp sohbet etsinler yıldızların gölge...

benim değil

Resim
Mutlu ol tabii, hakkındır. Hayatında yeni biri olsun, ona gül, onu düşün, başına bir iş geldiğinde ilk onu ara, sevincini hüznünü onunla paylaş, her anını dolu dolu yaşa. Kırgınlığın, kızgınlığın geçsin hayata karşı. Mutlu ol lan, dibine ka dar. Eskisi gibi tad al yaşadığın hayattan, küçücük bir şeyi bile bütün gün düşünüp dert etme kendine. Hayallerinin peşinden koş, sen de benim gibi ıskalama onları, ne yapacağım şimdi ben çaresizliğine düşme. Neyin var neyin yok zamana bırak, her şey kendiliğinden düzelsin. Geçsin, gitsin, iyileşsin bütün yaralar. Geçmişini unutma demiyorum ama, hatırlama da. Ben içimdeki umudu söndürdüm, hasreti dindirdim. Çünkü biliyorum, kaybettiğim yarınlar ve kovulduğum kalp, benim değildir..

hep çirkin

Sana aşık olma fikri kafama pek yatmasa da, kalbime çoktan uzanmıştı.. Çünkü sen öyle güzeldin ki ben kendimi buna mecbur hissettim. Sen öyle güzeldin ki, bana güzel şeylerin benim içinde mümkün olabileceğini gösterdin, sen öyle güzeldin ki, sesinde bahar havası vardı, elinde yaz sıcağı.. Yani, şimdi, sen öyle güzelsin ki, o kadar güzel olunur.. Sırf bu yüzden seni benden başka hiç kimse sevsin istemedim. Yalnızca bana güzel ol sen, başkalarına hep çirkin..

seni seviyorum...

Resim
Bütün korkulardan ve yalnızlıklardan uzak bir yere oturup her şeyi konuşmalıyız seninle, hayatınla ilgili bilmediğim ne varsa bana anlatmalısın. En yakının olmak isterken, sana bu kadar yabancı kaldığım yeter. Senide daha önceki uzak kaldığım her şey gibi kaybetmek istemiyorum, sana da uzaktan bakmak zorunda kalmak istemiyorum, anlıyor musun? Yıllardır çok farklı acılardan geçtim, geçtim düşlerimden sana geldim. Acılarıma bir yenisini de sen ekle istemiyorum, anlıyor musun? Anlamanı umuyorum, diğer türlüsünü düşünmek bile güç. Daha önce çektiğin bütün acılardan uzak bir yere oturup konuşmalıyız seninle. Hakkımda bilmek istediğin her seyi sormalısın bana, sonra dinlemelisin beni. Söyleyecek pek bir şeyim yok, bir çift söz dışında. İşte, bunca zaman içimde sakladığım sana dair en büyük sırrım; seni seviyorum, seni seviyorum.. 

kimse görmüyor...

Resim
biri bitmeden bir diğeri başlıyor, dur da diyemiyorsun üstelik. ciğere dolan nefes, kana karışan bir madde gibi aniden oluyor bu. yetmiyormuş gibi hep yanlış yer ve yanlış zamana denk geliyor. -benim için doğru yer ve doğru zaman hiç olmayacak gibi- biraz olsun cesaretlenip son vermek istiyorsun bu kara yazgıya, vazgeçiyorsun. ne tür boktan bir şansa sahip olduğunun farkındasın çünkü. -en iyi araba yıkarken yağmura yakalananlar bilir bu durumu- olana bitene razı bir hayat sür mek istiyorsun, bu sefer vicdanın bırakmıyor peşini. kendine hesap vermek zorunda kalıyorsun. düşünceler geceleri bir karabasan gibi çöküyor üzerine, siktir edip uyuyamıyorsun. siktir edilen sensin çünkü. böyle anlarda kimse görmüyor seni, kimse görsünde istemiyorsun zaten. biri başlıyor, biri bitiyor, sen o arada bir yerde yanıyorsun, ama duman çıkmıyor. ölüyorsun, bir tek kayıtlara geçmiyor.. 

hepsi bu..

Resim
Seninle bir alakası yok tüm bu yaşananların. Her şey basit bir meraktan ibaretti benim için. Bilirsin, insanın başına ne gelirse meraktan gelir. Sigaraya, üflenen dumanla çember, yani yuvarlak yapma merakıyla başladım. (Biz hep çemberin dışındaydık, çünkü içeride sigara içilmiyordu. Burak Aksak, ne güzel adam.) Alkole de sarhoş olma merakıyla başlamıştım. Yaşamayı merak ediyorum bu aralar, ama ölü m de bir o kadar merak uyandırıyor. Hayal kırıklarından, heveslerimin kursağımda kalmasından yana bir sıkıntım yok çok şükür. En kötü ne olabilir diye düşündüğüm her şeyin hep daha kötüsü oldu. Olmuyorsa olmuyordur bazı şeyler. Zorlamanın, yok yere ömür yormanın bir anlamı yok. Çünkü mucizeler, güzel şeyler falan; hep başkaları için mümkün olacak. Ama seninle bir alakası yok bunların, kendini suçlama diye söylüyorum. Ayrılığa, aşka ve de yalnızlığa merakım vardı bir süre, hepsi bu.. 

bir daha...

Resim
Gündelik sıkıntıların peşinden sürüklenip gidiyordum. Bugün dünün, yarın da bir önceki günün aynısı gibi geliyordu hep. Gibi de değil hatta, aynısı oluyordu. Her ne kadar bir şeyleri değiştirmek istesem de bu mümkün değildi. Herkesin hayatında belli dönemlerde bir mucize, bir dönüm noktası olmuştur yukarılara doğru. Ben de işler hep daha aşağılara doğru il erledi. Öyle ki soranlara olan biteni ne yazarak, ne de konuşarak anlatabiliyordum. Bu yorgunluğun, bu beter halin hiçbir dilde tarifi yoktu çünkü. Alışmıştım ama. Hatta yaşadıklarıma bir de iyi yönden bakmayı deniyordum. Büyümüştüm. Uzayan sakallarımın arasından görünmüyordu artık yüzüm. Değişmiştim. Bir daha hiçbir şey kolay kolay acıtamazdı canımı. Bir masalın mutlu sonla biteceğine inandırmışlardı beni, öyle olmadığını kitabın sonunda anladım. Tüm bunlara sebep olanı, ya da olanları çoktan unuttum. Ama yaşadıklarımdan öğrendiklerim hep aklımda kaldı. Senden sonra hayatıma girmek isteyenler oldu mesela, hiç oralı olmadım. Senden...

tahammül..

Resim
Ben bir daha asla bir başkasına böyle yenilmem diyordum, asla bir daha bu kadar yanmaz canım diye düşünüyordum. Yanılmışım, her zamanki gibi.. Hayatıma giren herkes, sanki büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmak için yapıyor bunu. Ben kötü biri değilim, yemin ederim. Yaşadıklarımı hakedecek tek bir kötülük yapmadım. Peki sebebi nedir bu içime düşen ateşin? Nasıl yanıyor canım bilseniz, sönmesi içi n oturup ağlayasım var geceden sabaha. Kimin hakkımda ne dediği umrumda bile değil. Çocuk gibi olduğumu düşünsünler, hatta hiç büyümediğimi. Onlara içimi açıp yaramı göstersem, 'geçer' derler. Hiç geçmesin istediğin yaraların güzelliğini kimseye anlatamazsın. Ben bir daha sevmem de kimseyi diyordum, büyük konuşmanın cezası ağır oldu, böylesini hiç beklemiyordum. Hangi ara sevdim seni, hangi ara da böylesine bağlandım sana ki senden öncesini unutur oldum. Sorular sorup duruyorum kendime, hayatında onca gereksiz insan yer edinmişken neden beni küçücük bir yere de olsa sığdıramıyordun? K...

kim?

Resim
En çok ben üzdüysem de en çok ben inandım sana. Sevdim demiyorum bak, tamam sevmiş de olabilirim ama şuan için konumuz bu değil. İnanmaktan bahsediyorum. Kim kime bu kadar kısa sürede inanır? Kim bütün geçmişini hiç düşünmeden geride bırakıp yakın bildiği, aslında uzak olan kollara bırakır? Ben bunu yaptım, ben sana inandım. Üzülmene tabii ki gönlüm razı değil ama bazı şeyleri de yaşayarak öğrenme ni istemedim. Bunlar açıklaması yapılamayacak, daha doğrusu mantıklı bir açıklaması olmayan şeyler. Çok sevmekten belki, belki çok inanmaktan, belki çok korkmaktan, belki de hepsi.. Neyse.. Yaşayarak öğrenince de adına tecrübe diyorlar zaten. Olan olduktan sonra çok da lazımmış gibi, bir daha aynı hata sanki asla tekrar etmeyecekmiş gibi. Bunlar avuntudan başka bir şey değil. Her konu hakkında tecrübeli biri olmak yerine hiçbir şey bilmeyen kör bir cahil olmak gerekiyordu belki de. Belki o zaman katlanabilirdim bunca şeye, belki o zaman tahammül edecek gücü bulabilirdim kendimde, belki o...

velhasıl...

Resim
İnsan her gün en az bir kere "ulan yaşamak güzel şey bee" diyebilmeli.. Hala sağlığı yerindeyken hayatını bu şekilde yaşamalı.. Gündelik hayatın saçma kaygılarından, saçma sapan telaşlardan kurtulup, hala sorunsuz nefes alıp verebiliyorken bunun tadını çıkarmalıyız. Az önce tekerlekli sandalyede gülümseyen birini gördüm. Yarın onun yerinde olmayacağımızın garantisi yok. Yürüyebiliyor olmanın kıy metini bilin... Acı eşiğimiz o kadar yükseldi ki artık; çoğu insanın, başına geldiğinde acıdan kahrolduğu şeyleri, biz gülümseyerek karşılayabiliyoruz. Bu bir marifet değil tabi ki.. Ama yeterince acı çekmeden hayatın gerçekçiliğini anlayamıyor insan. Saçma sapan şeyleri kendimize dert ediyoruz. Yarın ameliyat olacağınızı düşünün,şuan dert ettiğiniz şey bundan daha mı önemli? Tabi ki değil... Velhasıl; Sikeyim bu dünyanın maddiyatını, aşkını, işini, kariyerini. Bana sadece sağlığım lazım, bir de istediğim saatte uyanabilme özgürlüğüm.. 

ben olsam...

Resim
yavaş yavaş ezberliyorduk herseyi.. hayatın adaletsizliğini, insanların ihanetlerini, yıkılan hayalleri, kabul olmayan dualari, geçmeyen geceleri, kaçırılan otobüsleri, gelmeyen gemileri, son dakika yatan kuponları.. hayata dair ne varsa öğreniyorduk. çocukluğumuz enteresan bir döneme denk gelmişti. şikayetçiydim bu durumdan, fazlasıyla şikayetçiydim.  insanlara hiçbir konuda ümitsiz olmamalarını  tembihliyordum ama en iyi de ben biliyordum aslında ümit etmenin hiçbir halta yaramadığını. defalarca görmüştüm bunu, defalarca yaşamıştım. hala birşeyler için gayret göstermeye çalışıyordum ama bir amacım yoktu. bir yaşam belirtisi olarak yapıyordum bunu. çaba gösteriyorsam, umut ediyorsam yaşıyorumdur, politikası izliyordum. fazlasına mecalim yoktu. kimsenin yokluğu acıtmıyordu canımı artık. daha kötüsü, kimsenin varlığı da mutlu etmiyordu.. yalnızken mutlu hissediyordum kendimi. yani yalnızken ne kadar mutlu olunabilirse o kadar mutlu hissediyordum. en azından şüphe duymuyordum ar...

sesinde...

Resim
Sesinde ne var biliyor musun?  Cuma günleri dağılan bir ilkokul bahçesi var.. Sesinde ne var biliyor musun?  Cemal Süreya'nın yazıp yazıp sildiği satırlar var. Sesinde ne var biliyor musun?  Kimsesiz bir çocuğun ellerini ısıttığı ateşin sıcaklığı var.. Sesinde ne var biliyor musun?  Şehrin en kalabalık caddesine oturup, klarnetiyle ayrılık şarkıları çalan adamın hüznünden var.. Sesinde ne var biliyor musun? Kör bir ressamın, aşık olduğu kadını çizdiği tablolar var. Sesinde ne var biliyor musun? ilk defa aşık olmuş bir çocuğun, sevdiği kıza açılırken kızaran yanakları var.. Sesinde ne var biliyor musun? Boğaz manzaralı bir balkonda kurulmuş rakı sofrası var.. O sofrada edilen dost muhabbetleri var.. Sesinde ne var biliyor musun? Sesinde karadeniz var. ve artvin yaylaları ve toroslar.. ayder yaylasında meleyen kuzular var.. Senin sesinde bir çobanın sevdiğinin gözleri var...

doğa olayı...

Resim
Ağır ağr esen rüzgar, bütün şehre adaletli bir şekilde dağıtıyordu saçlarının kokusunu… Saçların dalgalanırken rüzgarda, bir kaç teli yüzüme çarpıp geçerken ilahi bir jilet gibi; Hey Bayım, ben mucizelere inanmazdım hiç, çocukkende inanmazdım devlere, cücelere ama bu yani böyle dalgalanması saçlarının, yani yüzüme çarpması bütün ihtişamıyla-bu anı yüzyıllar boyu hiç susmadan anlatabilirim- şahit oldğum en büyük doğa olayıydı

eylem gerektirir...

Resim
yaralarına dokunabilmek isterdim, dokunup iyileştirebilmek.. bütün ıstıraplarından kurtarabilmek seni. belki de yanımdayken uzaklara dalıp giden gözlerini bu şekilde üzerime çekebilirdim, bilemiyorum. senin efkarlanmana sebep olan ne kadar etken varsa hepsine talibim. seni mutlu edebilmek için böyle bir yol izliyorum ve seni mutlu edebilmek adına mümkün olan bütün yolları deneyeceğim. buna ye rle bir olmak da dahil, buna terk edilmek ve bir park köşesinde kusmaktan geberene kadar içmek de dahil. büyük bir ihtimalle şuan ne demek istediğimi anlamıyorsun. problem değil. bazı şeyler, karşıdaki kişi bunu anlasın, buna karşılık versin ya da üzerine alınsın diye yapılmaz. bazı şeylerin sorgulanmadan yapılması gerekir. seni sevmek de böyle birşey. bu konuyla ilgili yöneltilen soruları kabaca reddediyorum. cevabını bilmediğim soruların sorulmasından nefret ederim ben, sen bunu bilmiyorsun. seninle, sadece bu bilgiyi biliyor olma yakınlığına sahip olabilmek için bile o sorulara mağruz kalmayı...