Kayıtlar

transgender etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

serzeniş

karanlık gecelerde sessizliği soluyalım beraber.. öyle çok çekelim ki içimize, kimseye yaşanacak bir yalnızlık kalmasın... senin bu gözlerinde ne çok yıldız var, birazını gökyüzüne verelim. bir ateş yakalım gecenin ayazına, üşümesin artık sokak çocukları.. hiç olmazsa bir kere daha yan yana yürüyelim. ve sen kafka'nın milena için yazdığı bütün satırları üstüne alın, ben o kadarını yazamıyorum. bigün pişman olduğunu duyacağım ve pişman olduğun oranda mutlu olacağım. üstelik yanımda olmak isteyişin de hiç sikimde olmayacak,dedi şaiir.. ya senin o güzel gözlerinin nemlenmesine sebep olan adamların ben anasını sikeyim. sen üzülme. derdini söyle, ben senin yerine de üzülürüm.. ek olarak; seni ayrı, senin için kalem tutan şayiri ayrı sikeyim. "seni çok seviyom aşkım" tarzında cümleler yeter sana.hatta o bile fazla. bunları birden fazla kişi üzerine alınabilir. üzerine alınma ihtimali olan herkes için yazıyorum; hepinizin amına koyayım. hadi arv

Vurun İpneye

Türkiye'de Eşcinsel Olmanın Geniş Halk Yığınlarında ki İfadesi; - Vurun İpneye !!! - Bir eşcinsel ya da bir lezbiyen, Türkiye'de yaşarsa onu nasıl bir kader ya da olaylar zinciri bekler? Işte Türkiye'nin genel geçer bir alt toplumsal panaromasını kolaylıkla gösterebilecek çarpıcı bir soru. Ekinler sararmaya yüz tutmuştu. Tarlabaşı'nın köhne dar, içiçe geçmiş, handiyse düşmemek için sırtlarını birbirine dayamış gibi duran, Rumlardan kalma, eski, ahşap evlerin içinde ki eşyalar, doğulu, karadenizli, ekin sarartısını yansıtıyordu. Ölgün, solgun eletrik lambalarının ışığında... Gerçek hayat bu işte. Sanki sokağın, insanların gerçekleri, bu kimbilir kimlerin eskicilere bırakıp da terkedip gittiği ve şimdi bu evlerde yaşayanların üç beş kuruşa, hatta belki de bedavaya getirdiği pörsümüş ama hayat dolu eşyalarda gizliydi. Tarlabaşı; biraz doğu, biraz güneydoğu, biraz doğu karadeniz, Carlos Gülhanlar, Jilet Denizler, Şopar Erollar, Laz Kemaller, Şilaki Cen...

Sahipsiz Kedi ve Masum Fahişe

    Sahipsiz Kedi Ve Masum Fahişe Soğuk bir kış gecesi. Sabah yağan karın beyazlığı halayerlerde. Caddeler kaldırımlar yğmur ve pislik içinde. Delice esen yakıcı rüzgar evlerin bacalarıyla oynaşmakta. Perdeler dışarının soğuk ve gri görüntüsünü sansürlemek istercesine içine kapanmış pernecerelerde. Norml insanlar bu sate üçüncü uykularında olmalı. Odlrın işiklarıise çoktan sönmüş. Kendini saran gizemli bir kararatıya teslim olmuş İstanbul. Gökyüzü iyice zifire bağlamış yağmur desen karın ardından ha yağdı ha yağacak.. kesik kuyruklu ürkek bir kedi dolaşıyor sokaklarda ürkek ürkek. Boynunu bükmesinden ve bşını ara ara ufak ayaklarının altına almaya çalışmasından belli üşüyor olduğu. Mini minnacık adımlarını atarken ürkek bakışlarla kendisine halinden anlayan bir yandaş arıyor olmalı, bu saate tek başına dolaştığına göre koca koca dinlerin kader ve alınyazısı dediği lanet kendini en acımasız yüzüyle küçük kendiye göstermiş olmalı. Ana kapısı sokaktaki herşeye karşı kitlenm...

Dördüncüden Haber Yok

Resim
Hacettepe Tıp Fakültesi ikinci senedeydim. Pazartesi sabahları benim için tam bir kabus olurdu Sınıftaki beş kız kendi aralarında moda üzerinde konuşurken otuz erkekten büyük bir bölümü maç sonuçları üzerind eküfür kıyamet hararetli yorumlar diğerleride becerdikleri ya da becermeyi hayal ettikleri karı/kızlar hakında atıp tutarlardı. Boysa benim hafta sonu yaşantımı, geçmiş aşklarımı, kayıplarımı, heyecanlarımı, düşlerimi anlatabileceğim kimse yoktu. Gerçi yıllardır açık bir insandım ve gerek sınıf birincisi olmamdan kaynaklı ders konularında gerekse hepsini sustuduğum spor konularında ki muhabbetlerde bile aranılan bir adamdım ama yine de içimde bir parça kendimi gerçek anlamda ifade edemediğim birinin acısını, eksiğini duyardı. Bu anlamda yalnızdım. Ders aralarında büyük bir ümitle koşardım kantine.. herkesin tüzüne bakar muhabbetlerini dinler beden dili analiz dersinden öğrendiğim kadarı ile davranışlarını okumaya çalışırdım ama hayır.. benim kendi dilimden konuşabileceğim ...

Bir Yazarın Ölümü

Central Park manzaralı evimin kirli penceresinin kenarında ki antika masanın üzerinde bulunan sarı kaplı kirli beyaz yapraklı göz alıcı bu defterle karşılaşacaksın; simsiyah bir dolma kalem ve deftere bu dolma kalemle düşülmüş olduğu bariz belli bir not bulacaksın. “Tahtakurularının ve hamam böceklerinin tıkırtısı kulaklarımda uğuldayacak diye uyumayacağım” Uykusuzluğumun nedenini araştıracak olan psikolog bir akrep tarafında yelkovan bölgesindeyken sokulacak….. Hamam böceklerinin ve karafatmaların dolaştığı kafatasımda ki örümcek ağlarını tiksinerek temizleyecek ve şakağımda ki o minicik kapkara yuvarlak deliğe ulaştığında haşaratlardan korkmanın bedelini ağır ödediğimi düşüneceksin… Yalnız, deliği kurşun deliğine benzetemeyecek ve dolma kalemimle o deliği açtığıma inanmak istemeyeceksin… Defalarca terimizle ıslanmış kirli çarşafları yüzüme dolayacaksın hamam böceklerinden tiksinerek… “Yazmak suça iştirak etmektir” diye düşünecek hakim ve ölümümden sorumlu tutulacaksın…

Kendi Dizelerim [Mağlup Çocuk]

Bu cumada ofisimden çıkar çıkmaz dudaklarımda “mad word” şarkısıyla soluğu Jersey nehrinin kıyısında alacağım. Limanın uyku düşkünü mağrur gözlerine baharı nakşeden balıkçı teknelerinin yorgun sakinleri, durulmuş sevdaların ahengiyle çekerken ağlarını, her şeye geç kalmış insanların telaşı dökülecek parmaklarımdan. Tükenen haftanın boşalttığı beynimi NY Time sın kültür sanat ekleriyle dolduracağım. Bir türlü okunamayan kitapların acımtırak tortusu çökecek yüreğime, yan masada oturan çocuğun gözlerinde ki dalgın kurguda yer bulamamak gibi. Güneşin ufka salınışında ki monotonluk bayatlamış yemek kokusu gibi çökecek üzerime… “Ben sığınacak bir liman aramıyorum, ben açık denizlerde dalgalarla boğuşa boğuşa tükenmek istiyorum” diye haykıracağım gri New York semalarına… İçimde boğulup giden sesimi duymuş gibi yapıp yüzüme baktığını sanacağım insanların… Ağırlaşan başım önüme düşerken kendimi en iyi tasvir eden o dizelerimi mırıldayacak dudaklarım ; “Ey Her sabah Kahraman, her akşam mağlup ...