Kayıtlar

love etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

sayın z'ye..

ruhumun düğmelerini ilikleyemiyorum. yalnızca içimde varolup, dışarı taşmak için fırsat kollayan, bir fırsatı bulunup kelimelerle tanımlandığı zaman ise alakasız cümlelerin yan yana dizilmesinden başka bir anlam ifade etmeyen bir şeyler var. eksiklik desen değil, fazlalık desen hiç değil. başka türlü. başka türlü bir şey. sanki herkes çiçek açarken ben tomurcuk kalmışım. sanki bir toplantıya herkesin zamanından erken gideceği tutmuş da, ben daha varamadan başlayıp bitirmişler.. bunların konumuzla alakası yok elbette, dedim ya, bu hisleri tanımlama çabasına girdiğimde saçmalamaktan öteye gidemiyorum. tam olarak hissedip hissetmediğimden bile emin değilim aslına bakarsanız. bazen bir tüy kadar hafifken, bazen de sanki bütün dünyayı sırtlayıp şınav çekiyormuşum hissi yaratıyor. insanoğlu anlaşılmaya muhtaç. sevmekten, sevilmekten çok anlaşılmaya ihtiyacı var. ömrümüzü bunun farkında olmadan geçiriyor olsak da, arayışlarımızın çoğu bu sebepten. yeni tanışmaların, hevesli memnun olu...

tanrı şöyle buyurdu

tanrı şöyle buyurdu bir konuşmasında; hepiniz merhemisiniz birbirinizin, ilacısınız.. bir başınıza iyileşmenizin mümkün olmayacağı şekilde yarattım sizleri.   sözünü yarıda kesip, ama sayın tanrım diye çıkışıyorum. tanrının sözü kesilir mi hiç, patavatsızlık benimkisi. ama sayın tanrım bir tutam sevgi vardı benim avuçlarımda. bilmem kaç sene koyacak yüksekçe bir yer aradım. ee haliyle bulamadım tabii. bulduğumu sandığım zamanlar oldu evet, gelip  itinayla sevgimin üzerine bastılar.. elimde rengarenk balonlar, sıkı sıkı tutmuşum iplerinden. gökyüzüne salmak için müsait bir yer arıyorum. birileri elinde iğneyle bekliyor mütemadiyen. ve asla yorulmuyorlar. bu kişileri de sen yarattın sayın tanrım. neden? üzerinde toz birikmesin diye üfleyip durduğum umutlarıma ayakkabılarıyla girdiler.. neden sayın tanrım, bu kötülükleri, bu kara geceleri, bu iflah olmaz susuşları, bu kavuşamamaları da sen yaratmadın mı? biz sana ne kötülük yaptık. çocuklara kıyıyorlar sayın tanrım, çocuklara kıy...

yine aklımdan...

yine aklımdan gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyler geçiyor. karanlık bir yolda ağır ağır ağır ilerliyorum. attığım her yeni adımda bir öncekini özleyerek.. özlenecek pek bir şey yok, biliyorum. insan her zaman özlenecek şeyleri özlemiyor. malum, garip yaratıklarız. son bir kaç haftadır aşık olmanın eşiğinden dönüyorum. olabilsem ne iyi. ama olamamak da çok dert değil. olmamalı. olmasın diye uğraşıyorum. yoksa, burada uzun uzun gözlerinden bahsedeceğim bir kadın var.. geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda, demiş palyaço adlı şiirinde, adını henüz bilmediğimiz bir abimiz. oğlu hayri uyar'ın dediğine göre bu şiir turgut uyar'a ait değil. ama zaten konumuz da bu değil. bir ilan panosunda yüzünüze rastladınız mı hiç? ne büyük lüks. ben bazen aynaya bakarken bile yüzüme rastlayamıyorum. bu yorgun eller, bu çirkin surat, bu eskimiş duygular bana mı ait? bana mı ait kurduğum cümleler? bu gece, emin olmadığımız şeyleri konuşmayalım. mümkün olduğu kadar dürüst olmalıyız birbiri...

eski, yeni, tavan ve sigara

arkasına yaslandı. küllükteki sönmüş sigaraları seyretti bir süre. bir kere bile içine çekmemişti çoğunu, yakıp kül olmalarını seyretmişti. sigaranın da kendisine benzeyen yanları olduğunu düşünüyordu. fazlasıyla uykusu gelmişti artık, pencereden dışarı baktı, etrafta ışığı yanan bir pencere bulamadı. ışığını söndürüp sabahın olmasını beklemek üzere yatağına yöneldi. bircan'dan dördüncü mesaj da geldiğinde telefonu yan çevirip mesajları okudu. bircan iyi biriydi. zeki, güzel, başarılı ve mavi gözlü bir dil öğrencisi. bende ne buluyordu herif diye sorar dururdu kendine eric. bir cevabı yoktu. zaten kafasındaki sorulara bir cevap bulabilseydi bu durumda olmayacaktı, öyle düşünüyordu. bircandan gelen mesajları okuduktan sonra, yarın sabah ne yapacağını düşündü uzun uzun. once ne yapabilirimi düşündü bir sure, sonra ne yapmaması gerektiğini. yapılabilecek bir sürü şey varken hiçbir şey yapmamak mı daha zordu, yoksa yapılacak bir şey yokken bir şeyler yapmaya çalışma...

sorunsuz

kalemi bıraktı elinden. bir kalıba sokamadığı için yazamadığı bütün düşünceleri beynine hapsedip başını  tekrardan duvara yasladı. odanın karanlığı yazmasına engel oluyordu artık. ışığı açmak da istemiyordu. karanlıktan korkardı eskiden, şimdiyse en büyük korkusu, aydınlık bir odada uyumak zorunda kalmaktı. şuan dört kişi tarafından birden terk edilmiş olmayı dilerdim, dedi kendi kendine. gülümsedi. bir adam  uğruna ağladığı zamanlar gelmişti aklına. en son ne zamandı lan, diye düşünürken, biradan bir yudum daha aldı ve derin bir nefes çekti odanın içine dolan karanlıktan.. keşke dedi, eric. keşke; birinin beni terk edip gitmesini dert edebilecek kadar sorunsuz bir hayatım olsaydı..

bedbah

yazıp yazıp sildiğim sayfalarca yazıdan sonra yazmaktan vazgeçme kararı aldım. olmuyordu çünkü. ne yazarsam yazayım bir şeyler eksik kalıyordu o gece. kafamın içindekileri kelimelere dökemiyordum. ilhamsızlıktan değil,  başka bir şey vardı. her gece olanların dışında, çok başka bir şeydi bu. yaşadığım diğer hastalıklar gibi değildi. yaşadığım diğer kayıplara da benzemiyordu. buradan daha aşağısı yok, artık dipteyim, demiştim daha dün gece. yine yanılmıştım. yine yanılmıştım. bu konuda hep yanılıyorum. normalde öngörü sahibi bir insanımdır. yaşadığımız onca şeye rağmen hala ölememiş olmamız çok garip değil mi sizce de? içinde bulunduğumuz bu berbat dünyada yalnızca bir kez ölme hakkımız olması insanoğluna yapılmış en büyük haksızlıklardan biri değil mi? mesela benim yaklaşık dört sene önce ölmüş olmam gerekiyordu, ama ölmedim. aslında o gün orada ölmem gerekiyordu. çoğumuzun şimdiye kadar bir kaç kez ölmüş olması gerekirdi. ama biz inatla yaşamak zorunda bırakıldık. başka bir seçen...

asıl sorun..

bütün kaybedenler için yazacağım bu gece, bütün yarım kalmışlıklar için. bardağın dibinde yarım bırakılan çay için mesela, mesela kavuşulamayan aşklar için, elde edilemeyen arzular, karnı doymadan uyuyanlar için. kanadı kırılmış kuşlar, boynu bükülmüş güller, susuz kalmış topraklar için yazacağım.. bana inanın dostlarım, bu hayatta bir kez sendelemişseniz eğer yere düşmemek adına yaptığınız bütün hamleler dengenizi biraz daha bozacaktır. neyin yokluğu korkutuyorsa sizi, onun yokluğuyla sınayacak hayat sizi. yürümek istemediğiniz bütün yolları ezberleyecek, bilmek istemediğiniz bütün gerçekleri öğreneceksiniz. bunlar laf olsun diye yazılmış şeyler değil, belki de ilk defa bu kez, yazdıklarımın bir nebze de olsa doğruluk payı var. bana inanın. bu yazı az da olsa ilginizi çektiyse ve yatağa uzandığınızda tekliyorsa sol yanınız bir şeylerin eksikliğiyle, kötü alışkanlıklarınızdan şikayetçiyseniz ama yine de kopamıyorsanız o alışkınlıklardan, tutunamıyorsanız, daha önemlisi tutunmak istemiy...

benim değil

Resim
Mutlu ol tabii, hakkındır. Hayatında yeni biri olsun, ona gül, onu düşün, başına bir iş geldiğinde ilk onu ara, sevincini hüznünü onunla paylaş, her anını dolu dolu yaşa. Kırgınlığın, kızgınlığın geçsin hayata karşı. Mutlu ol lan, dibine ka dar. Eskisi gibi tad al yaşadığın hayattan, küçücük bir şeyi bile bütün gün düşünüp dert etme kendine. Hayallerinin peşinden koş, sen de benim gibi ıskalama onları, ne yapacağım şimdi ben çaresizliğine düşme. Neyin var neyin yok zamana bırak, her şey kendiliğinden düzelsin. Geçsin, gitsin, iyileşsin bütün yaralar. Geçmişini unutma demiyorum ama, hatırlama da. Ben içimdeki umudu söndürdüm, hasreti dindirdim. Çünkü biliyorum, kaybettiğim yarınlar ve kovulduğum kalp, benim değildir..

bir daha...

Resim
Gündelik sıkıntıların peşinden sürüklenip gidiyordum. Bugün dünün, yarın da bir önceki günün aynısı gibi geliyordu hep. Gibi de değil hatta, aynısı oluyordu. Her ne kadar bir şeyleri değiştirmek istesem de bu mümkün değildi. Herkesin hayatında belli dönemlerde bir mucize, bir dönüm noktası olmuştur yukarılara doğru. Ben de işler hep daha aşağılara doğru il erledi. Öyle ki soranlara olan biteni ne yazarak, ne de konuşarak anlatabiliyordum. Bu yorgunluğun, bu beter halin hiçbir dilde tarifi yoktu çünkü. Alışmıştım ama. Hatta yaşadıklarıma bir de iyi yönden bakmayı deniyordum. Büyümüştüm. Uzayan sakallarımın arasından görünmüyordu artık yüzüm. Değişmiştim. Bir daha hiçbir şey kolay kolay acıtamazdı canımı. Bir masalın mutlu sonla biteceğine inandırmışlardı beni, öyle olmadığını kitabın sonunda anladım. Tüm bunlara sebep olanı, ya da olanları çoktan unuttum. Ama yaşadıklarımdan öğrendiklerim hep aklımda kaldı. Senden sonra hayatıma girmek isteyenler oldu mesela, hiç oralı olmadım. Senden...

tahammül..

Resim
Ben bir daha asla bir başkasına böyle yenilmem diyordum, asla bir daha bu kadar yanmaz canım diye düşünüyordum. Yanılmışım, her zamanki gibi.. Hayatıma giren herkes, sanki büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmak için yapıyor bunu. Ben kötü biri değilim, yemin ederim. Yaşadıklarımı hakedecek tek bir kötülük yapmadım. Peki sebebi nedir bu içime düşen ateşin? Nasıl yanıyor canım bilseniz, sönmesi içi n oturup ağlayasım var geceden sabaha. Kimin hakkımda ne dediği umrumda bile değil. Çocuk gibi olduğumu düşünsünler, hatta hiç büyümediğimi. Onlara içimi açıp yaramı göstersem, 'geçer' derler. Hiç geçmesin istediğin yaraların güzelliğini kimseye anlatamazsın. Ben bir daha sevmem de kimseyi diyordum, büyük konuşmanın cezası ağır oldu, böylesini hiç beklemiyordum. Hangi ara sevdim seni, hangi ara da böylesine bağlandım sana ki senden öncesini unutur oldum. Sorular sorup duruyorum kendime, hayatında onca gereksiz insan yer edinmişken neden beni küçücük bir yere de olsa sığdıramıyordun? K...

asıl mesele

Resim
Yapabilecek hiçbirşey kalmamıştı artık. Tüm kapılar çalınmış, tüm yollar denenmiş, bütün ihtimaller kullanılmıştı. Asker arkadaşım Berkant o gece de sarhoş geldi eve.  Neden içtiğini sormadım. O da bana, neden içtiğimi neden sormadın bu gece, diye sormadı. Her gece, Berkant'ınin neden içtiği konusunu oturur konuşurduk saatlerce. Bu sefer durum biraz farklıydı.  Balkona çıktım, bütün gün yağmur tanelerini ağırlayan ıslak  çatılara baktım. Kafamda ki soru işaretlerine bir cevap arıyor gibiydim o gece. Merak ettiğim şeyler, cevaplanmasını istediğim sorular vardı. Yapılacak birşeyler olmalı diye düşündüm, mutlaka yapılacak birşeyler olmalı. Berkant aklımdan geçenleri okuyormuş gibi baktı yüzüme. Oğlum dedi, dert etme bunları. "Asıl mesele, yapilabilecek hiç birşey yokken çabalamak değil, yapabileceğin bir sürü şey varken hiçbirşey yapmamaktır... " O gece ne demek istediğini pek anlamamıştım. O günden sonra ne zaman böyle hissetsem Berkant'in o sözleri gelir aklıma. Traf...

ben olsam...

Resim
yavaş yavaş ezberliyorduk herseyi.. hayatın adaletsizliğini, insanların ihanetlerini, yıkılan hayalleri, kabul olmayan dualari, geçmeyen geceleri, kaçırılan otobüsleri, gelmeyen gemileri, son dakika yatan kuponları.. hayata dair ne varsa öğreniyorduk. çocukluğumuz enteresan bir döneme denk gelmişti. şikayetçiydim bu durumdan, fazlasıyla şikayetçiydim.  insanlara hiçbir konuda ümitsiz olmamalarını  tembihliyordum ama en iyi de ben biliyordum aslında ümit etmenin hiçbir halta yaramadığını. defalarca görmüştüm bunu, defalarca yaşamıştım. hala birşeyler için gayret göstermeye çalışıyordum ama bir amacım yoktu. bir yaşam belirtisi olarak yapıyordum bunu. çaba gösteriyorsam, umut ediyorsam yaşıyorumdur, politikası izliyordum. fazlasına mecalim yoktu. kimsenin yokluğu acıtmıyordu canımı artık. daha kötüsü, kimsenin varlığı da mutlu etmiyordu.. yalnızken mutlu hissediyordum kendimi. yani yalnızken ne kadar mutlu olunabilirse o kadar mutlu hissediyordum. en azından şüphe duymuyordum ar...

doğa olayı...

Resim
Ağır ağr esen rüzgar, bütün şehre adaletli bir şekilde dağıtıyordu saçlarının kokusunu… Saçların dalgalanırken rüzgarda, bir kaç teli yüzüme çarpıp geçerken ilahi bir jilet gibi; Hey Bayım, ben mucizelere inanmazdım hiç, çocukkende inanmazdım devlere, cücelere ama bu yani böyle dalgalanması saçlarının, yani yüzüme çarpması bütün ihtişamıyla-bu anı yüzyıllar boyu hiç susmadan anlatabilirim- şahit oldğum en büyük doğa olayıydı

Emre Itaat

Resim
tanrının bana; al ne yazacaksan bunu düşünerek yaz deme şekliydin. konunun seninle bir alakası yok, benimki sadece verilen emire itaat etmek.

Vurun İpneye

Türkiye'de Eşcinsel Olmanın Geniş Halk Yığınlarında ki İfadesi; - Vurun İpneye !!! - Bir eşcinsel ya da bir lezbiyen, Türkiye'de yaşarsa onu nasıl bir kader ya da olaylar zinciri bekler? Işte Türkiye'nin genel geçer bir alt toplumsal panaromasını kolaylıkla gösterebilecek çarpıcı bir soru. Ekinler sararmaya yüz tutmuştu. Tarlabaşı'nın köhne dar, içiçe geçmiş, handiyse düşmemek için sırtlarını birbirine dayamış gibi duran, Rumlardan kalma, eski, ahşap evlerin içinde ki eşyalar, doğulu, karadenizli, ekin sarartısını yansıtıyordu. Ölgün, solgun eletrik lambalarının ışığında... Gerçek hayat bu işte. Sanki sokağın, insanların gerçekleri, bu kimbilir kimlerin eskicilere bırakıp da terkedip gittiği ve şimdi bu evlerde yaşayanların üç beş kuruşa, hatta belki de bedavaya getirdiği pörsümüş ama hayat dolu eşyalarda gizliydi. Tarlabaşı; biraz doğu, biraz güneydoğu, biraz doğu karadeniz, Carlos Gülhanlar, Jilet Denizler, Şopar Erollar, Laz Kemaller, Şilaki Cen...

Son Mektup

yanıldım... senin hakkında yanıldım. Bunu kabuletmek zor olsa da gerçeklerle yüzleşmeliyim. Sen çözemediğim bir bilmecesin... seni çözmeye anlamaya çalıştım. Ben ısrarla üzerine gittikçe sen bunu bir meydan okuma gibi lıp bana karşı durdun. Bir kplumbağa gibi senden yavaş yavaş uzaklaşmamı sağladın. Sevdim... bens eni sevdim. Duru bir su gibiydi sana olan sevgim. Ne aman sıkılsam, üzülsem seni düşündüm. Düşlerimde seninle sahilde yürüdük. Dalgalar ayaklarımıza çarpardı. Benim güzel düşüncelerim arsız düşlerimdin. Fakat sen değiştin. Neden bunu yapıyor? Diye düşündüm. Geceler bu soruyla uzadı.. birde ucuz şarp ve sigaraya katık olan eski caz plaklarıyla. Sonunda cevabı buldum. ''insan duru suya baktığında kendi aksini görür'' sende benim sevgimde kendi aksini gördün. Sırtında sorumlulukları kambur olmuş, hiç risk almayan, gözlerinde karamsarlıktan ışık kalmamış, yaşamaktan korkan en zyıf noktasının sevmek olduğunu düşünen, en iyi silahı işi olan, uyumayı unu...

Sahipsiz Kedi ve Masum Fahişe

    Sahipsiz Kedi Ve Masum Fahişe Soğuk bir kış gecesi. Sabah yağan karın beyazlığı halayerlerde. Caddeler kaldırımlar yğmur ve pislik içinde. Delice esen yakıcı rüzgar evlerin bacalarıyla oynaşmakta. Perdeler dışarının soğuk ve gri görüntüsünü sansürlemek istercesine içine kapanmış pernecerelerde. Norml insanlar bu sate üçüncü uykularında olmalı. Odlrın işiklarıise çoktan sönmüş. Kendini saran gizemli bir kararatıya teslim olmuş İstanbul. Gökyüzü iyice zifire bağlamış yağmur desen karın ardından ha yağdı ha yağacak.. kesik kuyruklu ürkek bir kedi dolaşıyor sokaklarda ürkek ürkek. Boynunu bükmesinden ve bşını ara ara ufak ayaklarının altına almaya çalışmasından belli üşüyor olduğu. Mini minnacık adımlarını atarken ürkek bakışlarla kendisine halinden anlayan bir yandaş arıyor olmalı, bu saate tek başına dolaştığına göre koca koca dinlerin kader ve alınyazısı dediği lanet kendini en acımasız yüzüyle küçük kendiye göstermiş olmalı. Ana kapısı sokaktaki herşeye karşı kitlenm...

Dördüncüden Haber Yok

Resim
Hacettepe Tıp Fakültesi ikinci senedeydim. Pazartesi sabahları benim için tam bir kabus olurdu Sınıftaki beş kız kendi aralarında moda üzerinde konuşurken otuz erkekten büyük bir bölümü maç sonuçları üzerind eküfür kıyamet hararetli yorumlar diğerleride becerdikleri ya da becermeyi hayal ettikleri karı/kızlar hakında atıp tutarlardı. Boysa benim hafta sonu yaşantımı, geçmiş aşklarımı, kayıplarımı, heyecanlarımı, düşlerimi anlatabileceğim kimse yoktu. Gerçi yıllardır açık bir insandım ve gerek sınıf birincisi olmamdan kaynaklı ders konularında gerekse hepsini sustuduğum spor konularında ki muhabbetlerde bile aranılan bir adamdım ama yine de içimde bir parça kendimi gerçek anlamda ifade edemediğim birinin acısını, eksiğini duyardı. Bu anlamda yalnızdım. Ders aralarında büyük bir ümitle koşardım kantine.. herkesin tüzüne bakar muhabbetlerini dinler beden dili analiz dersinden öğrendiğim kadarı ile davranışlarını okumaya çalışırdım ama hayır.. benim kendi dilimden konuşabileceğim ...

böyle..

Resim
Ben bir daha asla bir başkasına böyle yenilmem diyordum, asla bir daha bu kadar yanmaz canım diye düşünüyordum. Yanılmışım, her zamanki gibi.. Hayatıma giren herkes, sanki büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmak için yapıyor bunu. Ben kötü biri değilim, yemin ederim. Yaşadıklarımı hakedecek tek bir kötülük yapmadım. Peki sebebi nedir bu içime düşen ateşin? Nasıl yanıyor canım bilseniz, sönmesi içi n oturup ağlayasım var geceden sabaha. Kimin hakkımda ne dediği umrumda bile değil. Çocuk gibi olduğumu düşünsünler, hatta hiç büyümediğimi. Onlara içimi açıp yaramı göstersem, 'geçer' derler. Hiç geçmesin istediğin yaraların güzelliğini kimseye anlatamazsın. Ben bir daha sevmem de kimseyi diyordum, büyük konuşmanın cezası ağır oldu, böylesini hiç beklemiyordum. Hangi ara sevdim seni, hangi ara da böylesine bağlandım sana ki senden öncesini unutur oldum. Sorular sorup duruyorum kendime, hayatında onca gereksiz insan yer edinmişken neden beni küçücük bir yere de olsa sığdıramıyordun?...

boş işler

Literatürde, hissettiğim şeylere karşılık olacak kelimeler yok. Bu yüzden anlatamıyorum. Bu yüzden anlayamıyorsunuz Bu yazdıklarımı aşkla meşkle falan bağdaştırmayın. O mevzular için canını sıkacak biri değilim.Ben ilkokul 3ten sonra bıraktım o mevzuları. Malesef ki çoğu insanın mutlu olmak için tek ölçütü aşk. Mutsuz olmak içinde öyle.  Bu öyle bişey değil ki lan, hayat böyle bişey değil. Bedenen değil,akıl olarak büyüdüğünüzde nedemek istediğimi anlayacaksınız. aşkınızın ayrı,o 3kuruşluk aşk acılarınızın ayrı içine tüküreyim