Kayıtlar

gece etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tanrının Söyleyecek Birşeyleri Var

bir dakika olsun durup dinlenmeye vaktimiz yok, asla kendimize derin bir nefes alma fırsatı tanımıyoruz. bir kez bile dönüp bakmadan, yanından koşar adım geçip gittiğimiz manzaraların hasretiyle öleceğiz. çünkü yolun sonundaki ışığa odaklandık, duvarlarda ne yazdığının hiç bir önemi yok bizim için..  farkında değiliz hiçbir şeyin. asırlar boyu ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, asırlar boyu yaşayacakmışcasına ufacık şeyleri dert ediniyoruz kendimize.  stresten, kederden, elemden uyuyamadığımız gecelerimiz oluyor. ne uğruna ulan bütün bunlar? diye sormak aklımıza gelmiyor. bazen bir diploma, bazen bir iş, bazen de bir insan uğruna günlerimizi, gecelerimizi heba ediyoruz.  aynı anda o kadar çok yerde birden olmak istiyoruz ki, haliyle hiçbir yere yetişemiyoruz. bazen vaktinden erken gittiğimiz oluyor, ama ekseriyetle geç kalıyoruz. zaten yetiştiklerimizin de bir değeri olmuyor, çünkü aklımız hep ulaşamadıklarımızda.. bazen, rakı sofraları oluyor, bazen bir şarap şi...

bedbah

yazıp yazıp sildiğim sayfalarca yazıdan sonra yazmaktan vazgeçme kararı aldım. olmuyordu çünkü. ne yazarsam yazayım bir şeyler eksik kalıyordu o gece. kafamın içindekileri kelimelere dökemiyordum. ilhamsızlıktan değil,  başka bir şey vardı. her gece olanların dışında, çok başka bir şeydi bu. yaşadığım diğer hastalıklar gibi değildi. yaşadığım diğer kayıplara da benzemiyordu. buradan daha aşağısı yok, artık dipteyim, demiştim daha dün gece. yine yanılmıştım. yine yanılmıştım. bu konuda hep yanılıyorum. normalde öngörü sahibi bir insanımdır. yaşadığımız onca şeye rağmen hala ölememiş olmamız çok garip değil mi sizce de? içinde bulunduğumuz bu berbat dünyada yalnızca bir kez ölme hakkımız olması insanoğluna yapılmış en büyük haksızlıklardan biri değil mi? mesela benim yaklaşık dört sene önce ölmüş olmam gerekiyordu, ama ölmedim. aslında o gün orada ölmem gerekiyordu. çoğumuzun şimdiye kadar bir kaç kez ölmüş olması gerekirdi. ama biz inatla yaşamak zorunda bırakıldık. başka bir seçen...

özetle..

zaman, mekan, kişiler, kurumlar değişse de üzerime giydiğim bu mağlubiyet yeleğini eskitemedim bir türlü. sürekli kaybeden taraf olmanın verdiği rahatlıkla yaşadım. hayatında kaybedecek birşey olmamasının insana verdiği ferahlık, bunu herkes bilmez. bunu bilmeyenler de zahmet edip bu yazının devamını okumasınlar zira yazdıklarım onlar için hiçbirşey ifade etmeyecek. insan satırlarında kendisini bulmadığı bir yazıyı okumamalı. ''kitabım bir milyon satsın da, edebiyatın anasını sikmiş olduğum gerçeğini siktir et'' diyen yazarlarla; ''hoşlandığım kız bunu okuyordu bende alıp kitabın fotoğrafını instagrama attım'' diyen okurları başbaşa bırakalım. biliyorum yazmak konusunda çok iyi sayılmam, bunu hiçbir zaman iddaa etmedim. hayatta yazmaktan daha başarılı olduğum alanlar da vardı, hepsini elimden aldılar. bana da sadece birşeylerin eksikliğini anlatmak kaldı. maalesef bunun için yazmaktan başka çarem yok. beni tanımıyorsunuz, okuduklarınız kadarını bili...

orda mısın?

Resim
bazı şeyleri anlatmak isterdim sana.  mesela oturup bir rakı masasına güzelliğini tarif etmenin nasıl imkansız olduğunu anlatmak isterdim.  seni nasıl sevdiğimi falan geçelim, buraları geçtik, buraları geçelim.  seni nasıl sevdiğimi zaten biliyorsun ve bununla beraber bilmeni istediğim başka şeyler de var.  mesela; gülüşünün gece vakti bir adamı nasıl ateşler içinde uyandırdığını bilmeni isterdim.. bilmeni isterdim bir şiirin yazılması için gereken etkenlerin neler olduğunu.. güneş nasıl doğar, güneşin doğması için nasıl yalvarır bir çocuk, bilmeni isterdim. bilmeni isterdim, hiçbir işin yokken sabahın dördünde kalkıp yollara düşmenin nasıl bir şey olduğunu.. bir insan bir insanı böyle yaralarken aynı zamanda da nasıl merhem olur o yaralara, bilmeni isterdim.. bir tren garında aynı günde kaç ayrılık yaşanır, kaç kavuşmaya şahit olunur, bilmeni isterdim. birinin gözlerinin baktığı yerde olmak istemek, nasıl bir ruh hastalığıdır bilmeni isterdim. bir ameliyathane nasıl...

serzeniş

karanlık gecelerde sessizliği soluyalım beraber.. öyle çok çekelim ki içimize, kimseye yaşanacak bir yalnızlık kalmasın... senin bu gözlerinde ne çok yıldız var, birazını gökyüzüne verelim. bir ateş yakalım gecenin ayazına, üşümesin artık sokak çocukları.. hiç olmazsa bir kere daha yan yana yürüyelim. ve sen kafka'nın milena için yazdığı bütün satırları üstüne alın, ben o kadarını yazamıyorum. bigün pişman olduğunu duyacağım ve pişman olduğun oranda mutlu olacağım. üstelik yanımda olmak isteyişin de hiç sikimde olmayacak,dedi şaiir.. ya senin o güzel gözlerinin nemlenmesine sebep olan adamların ben anasını sikeyim. sen üzülme. derdini söyle, ben senin yerine de üzülürüm.. ek olarak; seni ayrı, senin için kalem tutan şayiri ayrı sikeyim. "seni çok seviyom aşkım" tarzında cümleler yeter sana.hatta o bile fazla. bunları birden fazla kişi üzerine alınabilir. üzerine alınma ihtimali olan herkes için yazıyorum; hepinizin amına koyayım. hadi arv

adamım

gel be adam, gel umudumun misafiri ol. karanlık gecelerde yıldızları seyredip şarap içelim, güneşli sabahlara uyanalım adını bilmediğimiz kıyılarda. iki sırt çantası, iki tren bileti hayatı anlamamız için yeterli.. bakışlarından bir tutam alıp cüzdanımda saklamak istiyorum be adam. bunun mümkün olacağı yerlere gidelim lütfen. insanların birbirine günaydın dediği yerlere gidelim. başka türlü kurtaramay ız dünyayı. seninleyken dünyayı kurtarabilecek bir kudrete sahipmişim gibi geliyor. bir gezegen nasıl kurtarılır ben bilmiyorum be adamım ama bir gezegene sarılmak nedir, iyi bilirim.. iyi bilirim, ekmek almaya giden çocuğunu pencerede bekleyen annelerin telaşını. bizim buralarda telaşlı insanları sevmezler üstelik.. torunlarıma bırakacak tek kuruşum yok leyla.. sana sunabileceğim maddi bir imkanım yok malesef. ama biz öyle yerlere gidelim ki seninle, gökyüzünü seyretsin insanlar haziran aylarında.. bıraksınlar işi gücü, akşamları eş dost toplanıp sohbet etsinler yıldızların gölge...

benim değil

Resim
Mutlu ol tabii, hakkındır. Hayatında yeni biri olsun, ona gül, onu düşün, başına bir iş geldiğinde ilk onu ara, sevincini hüznünü onunla paylaş, her anını dolu dolu yaşa. Kırgınlığın, kızgınlığın geçsin hayata karşı. Mutlu ol lan, dibine ka dar. Eskisi gibi tad al yaşadığın hayattan, küçücük bir şeyi bile bütün gün düşünüp dert etme kendine. Hayallerinin peşinden koş, sen de benim gibi ıskalama onları, ne yapacağım şimdi ben çaresizliğine düşme. Neyin var neyin yok zamana bırak, her şey kendiliğinden düzelsin. Geçsin, gitsin, iyileşsin bütün yaralar. Geçmişini unutma demiyorum ama, hatırlama da. Ben içimdeki umudu söndürdüm, hasreti dindirdim. Çünkü biliyorum, kaybettiğim yarınlar ve kovulduğum kalp, benim değildir..

kimse görmüyor...

Resim
biri bitmeden bir diğeri başlıyor, dur da diyemiyorsun üstelik. ciğere dolan nefes, kana karışan bir madde gibi aniden oluyor bu. yetmiyormuş gibi hep yanlış yer ve yanlış zamana denk geliyor. -benim için doğru yer ve doğru zaman hiç olmayacak gibi- biraz olsun cesaretlenip son vermek istiyorsun bu kara yazgıya, vazgeçiyorsun. ne tür boktan bir şansa sahip olduğunun farkındasın çünkü. -en iyi araba yıkarken yağmura yakalananlar bilir bu durumu- olana bitene razı bir hayat sür mek istiyorsun, bu sefer vicdanın bırakmıyor peşini. kendine hesap vermek zorunda kalıyorsun. düşünceler geceleri bir karabasan gibi çöküyor üzerine, siktir edip uyuyamıyorsun. siktir edilen sensin çünkü. böyle anlarda kimse görmüyor seni, kimse görsünde istemiyorsun zaten. biri başlıyor, biri bitiyor, sen o arada bir yerde yanıyorsun, ama duman çıkmıyor. ölüyorsun, bir tek kayıtlara geçmiyor.. 

hepsi bu..

Resim
Seninle bir alakası yok tüm bu yaşananların. Her şey basit bir meraktan ibaretti benim için. Bilirsin, insanın başına ne gelirse meraktan gelir. Sigaraya, üflenen dumanla çember, yani yuvarlak yapma merakıyla başladım. (Biz hep çemberin dışındaydık, çünkü içeride sigara içilmiyordu. Burak Aksak, ne güzel adam.) Alkole de sarhoş olma merakıyla başlamıştım. Yaşamayı merak ediyorum bu aralar, ama ölü m de bir o kadar merak uyandırıyor. Hayal kırıklarından, heveslerimin kursağımda kalmasından yana bir sıkıntım yok çok şükür. En kötü ne olabilir diye düşündüğüm her şeyin hep daha kötüsü oldu. Olmuyorsa olmuyordur bazı şeyler. Zorlamanın, yok yere ömür yormanın bir anlamı yok. Çünkü mucizeler, güzel şeyler falan; hep başkaları için mümkün olacak. Ama seninle bir alakası yok bunların, kendini suçlama diye söylüyorum. Ayrılığa, aşka ve de yalnızlığa merakım vardı bir süre, hepsi bu.. 

bir daha...

Resim
Gündelik sıkıntıların peşinden sürüklenip gidiyordum. Bugün dünün, yarın da bir önceki günün aynısı gibi geliyordu hep. Gibi de değil hatta, aynısı oluyordu. Her ne kadar bir şeyleri değiştirmek istesem de bu mümkün değildi. Herkesin hayatında belli dönemlerde bir mucize, bir dönüm noktası olmuştur yukarılara doğru. Ben de işler hep daha aşağılara doğru il erledi. Öyle ki soranlara olan biteni ne yazarak, ne de konuşarak anlatabiliyordum. Bu yorgunluğun, bu beter halin hiçbir dilde tarifi yoktu çünkü. Alışmıştım ama. Hatta yaşadıklarıma bir de iyi yönden bakmayı deniyordum. Büyümüştüm. Uzayan sakallarımın arasından görünmüyordu artık yüzüm. Değişmiştim. Bir daha hiçbir şey kolay kolay acıtamazdı canımı. Bir masalın mutlu sonla biteceğine inandırmışlardı beni, öyle olmadığını kitabın sonunda anladım. Tüm bunlara sebep olanı, ya da olanları çoktan unuttum. Ama yaşadıklarımdan öğrendiklerim hep aklımda kaldı. Senden sonra hayatıma girmek isteyenler oldu mesela, hiç oralı olmadım. Senden...

tahammül..

Resim
Ben bir daha asla bir başkasına böyle yenilmem diyordum, asla bir daha bu kadar yanmaz canım diye düşünüyordum. Yanılmışım, her zamanki gibi.. Hayatıma giren herkes, sanki büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmak için yapıyor bunu. Ben kötü biri değilim, yemin ederim. Yaşadıklarımı hakedecek tek bir kötülük yapmadım. Peki sebebi nedir bu içime düşen ateşin? Nasıl yanıyor canım bilseniz, sönmesi içi n oturup ağlayasım var geceden sabaha. Kimin hakkımda ne dediği umrumda bile değil. Çocuk gibi olduğumu düşünsünler, hatta hiç büyümediğimi. Onlara içimi açıp yaramı göstersem, 'geçer' derler. Hiç geçmesin istediğin yaraların güzelliğini kimseye anlatamazsın. Ben bir daha sevmem de kimseyi diyordum, büyük konuşmanın cezası ağır oldu, böylesini hiç beklemiyordum. Hangi ara sevdim seni, hangi ara da böylesine bağlandım sana ki senden öncesini unutur oldum. Sorular sorup duruyorum kendime, hayatında onca gereksiz insan yer edinmişken neden beni küçücük bir yere de olsa sığdıramıyordun? K...

kim?

Resim
En çok ben üzdüysem de en çok ben inandım sana. Sevdim demiyorum bak, tamam sevmiş de olabilirim ama şuan için konumuz bu değil. İnanmaktan bahsediyorum. Kim kime bu kadar kısa sürede inanır? Kim bütün geçmişini hiç düşünmeden geride bırakıp yakın bildiği, aslında uzak olan kollara bırakır? Ben bunu yaptım, ben sana inandım. Üzülmene tabii ki gönlüm razı değil ama bazı şeyleri de yaşayarak öğrenme ni istemedim. Bunlar açıklaması yapılamayacak, daha doğrusu mantıklı bir açıklaması olmayan şeyler. Çok sevmekten belki, belki çok inanmaktan, belki çok korkmaktan, belki de hepsi.. Neyse.. Yaşayarak öğrenince de adına tecrübe diyorlar zaten. Olan olduktan sonra çok da lazımmış gibi, bir daha aynı hata sanki asla tekrar etmeyecekmiş gibi. Bunlar avuntudan başka bir şey değil. Her konu hakkında tecrübeli biri olmak yerine hiçbir şey bilmeyen kör bir cahil olmak gerekiyordu belki de. Belki o zaman katlanabilirdim bunca şeye, belki o zaman tahammül edecek gücü bulabilirdim kendimde, belki o...

velhasıl...

Resim
İnsan her gün en az bir kere "ulan yaşamak güzel şey bee" diyebilmeli.. Hala sağlığı yerindeyken hayatını bu şekilde yaşamalı.. Gündelik hayatın saçma kaygılarından, saçma sapan telaşlardan kurtulup, hala sorunsuz nefes alıp verebiliyorken bunun tadını çıkarmalıyız. Az önce tekerlekli sandalyede gülümseyen birini gördüm. Yarın onun yerinde olmayacağımızın garantisi yok. Yürüyebiliyor olmanın kıy metini bilin... Acı eşiğimiz o kadar yükseldi ki artık; çoğu insanın, başına geldiğinde acıdan kahrolduğu şeyleri, biz gülümseyerek karşılayabiliyoruz. Bu bir marifet değil tabi ki.. Ama yeterince acı çekmeden hayatın gerçekçiliğini anlayamıyor insan. Saçma sapan şeyleri kendimize dert ediyoruz. Yarın ameliyat olacağınızı düşünün,şuan dert ettiğiniz şey bundan daha mı önemli? Tabi ki değil... Velhasıl; Sikeyim bu dünyanın maddiyatını, aşkını, işini, kariyerini. Bana sadece sağlığım lazım, bir de istediğim saatte uyanabilme özgürlüğüm.. 

asıl mesele

Resim
Yapabilecek hiçbirşey kalmamıştı artık. Tüm kapılar çalınmış, tüm yollar denenmiş, bütün ihtimaller kullanılmıştı. Asker arkadaşım Berkant o gece de sarhoş geldi eve.  Neden içtiğini sormadım. O da bana, neden içtiğimi neden sormadın bu gece, diye sormadı. Her gece, Berkant'ınin neden içtiği konusunu oturur konuşurduk saatlerce. Bu sefer durum biraz farklıydı.  Balkona çıktım, bütün gün yağmur tanelerini ağırlayan ıslak  çatılara baktım. Kafamda ki soru işaretlerine bir cevap arıyor gibiydim o gece. Merak ettiğim şeyler, cevaplanmasını istediğim sorular vardı. Yapılacak birşeyler olmalı diye düşündüm, mutlaka yapılacak birşeyler olmalı. Berkant aklımdan geçenleri okuyormuş gibi baktı yüzüme. Oğlum dedi, dert etme bunları. "Asıl mesele, yapilabilecek hiç birşey yokken çabalamak değil, yapabileceğin bir sürü şey varken hiçbirşey yapmamaktır... " O gece ne demek istediğini pek anlamamıştım. O günden sonra ne zaman böyle hissetsem Berkant'in o sözleri gelir aklıma. Traf...

ne güzel..

Resim
belki yıllar sonra, bir duvar yazısında denk gelecek onun için yazılmış olan satırlara. yanındakine dönüp; bak diyecek, ne güzel yazmışlar...

Emre Itaat

Resim
tanrının bana; al ne yazacaksan bunu düşünerek yaz deme şekliydin. konunun seninle bir alakası yok, benimki sadece verilen emire itaat etmek.

Vurun İpneye

Türkiye'de Eşcinsel Olmanın Geniş Halk Yığınlarında ki İfadesi; - Vurun İpneye !!! - Bir eşcinsel ya da bir lezbiyen, Türkiye'de yaşarsa onu nasıl bir kader ya da olaylar zinciri bekler? Işte Türkiye'nin genel geçer bir alt toplumsal panaromasını kolaylıkla gösterebilecek çarpıcı bir soru. Ekinler sararmaya yüz tutmuştu. Tarlabaşı'nın köhne dar, içiçe geçmiş, handiyse düşmemek için sırtlarını birbirine dayamış gibi duran, Rumlardan kalma, eski, ahşap evlerin içinde ki eşyalar, doğulu, karadenizli, ekin sarartısını yansıtıyordu. Ölgün, solgun eletrik lambalarının ışığında... Gerçek hayat bu işte. Sanki sokağın, insanların gerçekleri, bu kimbilir kimlerin eskicilere bırakıp da terkedip gittiği ve şimdi bu evlerde yaşayanların üç beş kuruşa, hatta belki de bedavaya getirdiği pörsümüş ama hayat dolu eşyalarda gizliydi. Tarlabaşı; biraz doğu, biraz güneydoğu, biraz doğu karadeniz, Carlos Gülhanlar, Jilet Denizler, Şopar Erollar, Laz Kemaller, Şilaki Cen...

Son Mektup

yanıldım... senin hakkında yanıldım. Bunu kabuletmek zor olsa da gerçeklerle yüzleşmeliyim. Sen çözemediğim bir bilmecesin... seni çözmeye anlamaya çalıştım. Ben ısrarla üzerine gittikçe sen bunu bir meydan okuma gibi lıp bana karşı durdun. Bir kplumbağa gibi senden yavaş yavaş uzaklaşmamı sağladın. Sevdim... bens eni sevdim. Duru bir su gibiydi sana olan sevgim. Ne aman sıkılsam, üzülsem seni düşündüm. Düşlerimde seninle sahilde yürüdük. Dalgalar ayaklarımıza çarpardı. Benim güzel düşüncelerim arsız düşlerimdin. Fakat sen değiştin. Neden bunu yapıyor? Diye düşündüm. Geceler bu soruyla uzadı.. birde ucuz şarp ve sigaraya katık olan eski caz plaklarıyla. Sonunda cevabı buldum. ''insan duru suya baktığında kendi aksini görür'' sende benim sevgimde kendi aksini gördün. Sırtında sorumlulukları kambur olmuş, hiç risk almayan, gözlerinde karamsarlıktan ışık kalmamış, yaşamaktan korkan en zyıf noktasının sevmek olduğunu düşünen, en iyi silahı işi olan, uyumayı unu...

Sahipsiz Kedi ve Masum Fahişe

    Sahipsiz Kedi Ve Masum Fahişe Soğuk bir kış gecesi. Sabah yağan karın beyazlığı halayerlerde. Caddeler kaldırımlar yğmur ve pislik içinde. Delice esen yakıcı rüzgar evlerin bacalarıyla oynaşmakta. Perdeler dışarının soğuk ve gri görüntüsünü sansürlemek istercesine içine kapanmış pernecerelerde. Norml insanlar bu sate üçüncü uykularında olmalı. Odlrın işiklarıise çoktan sönmüş. Kendini saran gizemli bir kararatıya teslim olmuş İstanbul. Gökyüzü iyice zifire bağlamış yağmur desen karın ardından ha yağdı ha yağacak.. kesik kuyruklu ürkek bir kedi dolaşıyor sokaklarda ürkek ürkek. Boynunu bükmesinden ve bşını ara ara ufak ayaklarının altına almaya çalışmasından belli üşüyor olduğu. Mini minnacık adımlarını atarken ürkek bakışlarla kendisine halinden anlayan bir yandaş arıyor olmalı, bu saate tek başına dolaştığına göre koca koca dinlerin kader ve alınyazısı dediği lanet kendini en acımasız yüzüyle küçük kendiye göstermiş olmalı. Ana kapısı sokaktaki herşeye karşı kitlenm...

böyle..

Resim
Ben bir daha asla bir başkasına böyle yenilmem diyordum, asla bir daha bu kadar yanmaz canım diye düşünüyordum. Yanılmışım, her zamanki gibi.. Hayatıma giren herkes, sanki büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmak için yapıyor bunu. Ben kötü biri değilim, yemin ederim. Yaşadıklarımı hakedecek tek bir kötülük yapmadım. Peki sebebi nedir bu içime düşen ateşin? Nasıl yanıyor canım bilseniz, sönmesi içi n oturup ağlayasım var geceden sabaha. Kimin hakkımda ne dediği umrumda bile değil. Çocuk gibi olduğumu düşünsünler, hatta hiç büyümediğimi. Onlara içimi açıp yaramı göstersem, 'geçer' derler. Hiç geçmesin istediğin yaraların güzelliğini kimseye anlatamazsın. Ben bir daha sevmem de kimseyi diyordum, büyük konuşmanın cezası ağır oldu, böylesini hiç beklemiyordum. Hangi ara sevdim seni, hangi ara da böylesine bağlandım sana ki senden öncesini unutur oldum. Sorular sorup duruyorum kendime, hayatında onca gereksiz insan yer edinmişken neden beni küçücük bir yere de olsa sığdıramıyordun?...