Kayıtlar

mektup etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tanrının Söyleyecek Birşeyleri Var

bir dakika olsun durup dinlenmeye vaktimiz yok, asla kendimize derin bir nefes alma fırsatı tanımıyoruz. bir kez bile dönüp bakmadan, yanından koşar adım geçip gittiğimiz manzaraların hasretiyle öleceğiz. çünkü yolun sonundaki ışığa odaklandık, duvarlarda ne yazdığının hiç bir önemi yok bizim için..  farkında değiliz hiçbir şeyin. asırlar boyu ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, asırlar boyu yaşayacakmışcasına ufacık şeyleri dert ediniyoruz kendimize.  stresten, kederden, elemden uyuyamadığımız gecelerimiz oluyor. ne uğruna ulan bütün bunlar? diye sormak aklımıza gelmiyor. bazen bir diploma, bazen bir iş, bazen de bir insan uğruna günlerimizi, gecelerimizi heba ediyoruz.  aynı anda o kadar çok yerde birden olmak istiyoruz ki, haliyle hiçbir yere yetişemiyoruz. bazen vaktinden erken gittiğimiz oluyor, ama ekseriyetle geç kalıyoruz. zaten yetiştiklerimizin de bir değeri olmuyor, çünkü aklımız hep ulaşamadıklarımızda.. bazen, rakı sofraları oluyor, bazen bir şarap şi...

seni seviyorum...

Resim
Bütün korkulardan ve yalnızlıklardan uzak bir yere oturup her şeyi konuşmalıyız seninle, hayatınla ilgili bilmediğim ne varsa bana anlatmalısın. En yakının olmak isterken, sana bu kadar yabancı kaldığım yeter. Senide daha önceki uzak kaldığım her şey gibi kaybetmek istemiyorum, sana da uzaktan bakmak zorunda kalmak istemiyorum, anlıyor musun? Yıllardır çok farklı acılardan geçtim, geçtim düşlerimden sana geldim. Acılarıma bir yenisini de sen ekle istemiyorum, anlıyor musun? Anlamanı umuyorum, diğer türlüsünü düşünmek bile güç. Daha önce çektiğin bütün acılardan uzak bir yere oturup konuşmalıyız seninle. Hakkımda bilmek istediğin her seyi sormalısın bana, sonra dinlemelisin beni. Söyleyecek pek bir şeyim yok, bir çift söz dışında. İşte, bunca zaman içimde sakladığım sana dair en büyük sırrım; seni seviyorum, seni seviyorum.. 

tahammül..

Resim
Ben bir daha asla bir başkasına böyle yenilmem diyordum, asla bir daha bu kadar yanmaz canım diye düşünüyordum. Yanılmışım, her zamanki gibi.. Hayatıma giren herkes, sanki büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmak için yapıyor bunu. Ben kötü biri değilim, yemin ederim. Yaşadıklarımı hakedecek tek bir kötülük yapmadım. Peki sebebi nedir bu içime düşen ateşin? Nasıl yanıyor canım bilseniz, sönmesi içi n oturup ağlayasım var geceden sabaha. Kimin hakkımda ne dediği umrumda bile değil. Çocuk gibi olduğumu düşünsünler, hatta hiç büyümediğimi. Onlara içimi açıp yaramı göstersem, 'geçer' derler. Hiç geçmesin istediğin yaraların güzelliğini kimseye anlatamazsın. Ben bir daha sevmem de kimseyi diyordum, büyük konuşmanın cezası ağır oldu, böylesini hiç beklemiyordum. Hangi ara sevdim seni, hangi ara da böylesine bağlandım sana ki senden öncesini unutur oldum. Sorular sorup duruyorum kendime, hayatında onca gereksiz insan yer edinmişken neden beni küçücük bir yere de olsa sığdıramıyordun? K...

kim?

Resim
En çok ben üzdüysem de en çok ben inandım sana. Sevdim demiyorum bak, tamam sevmiş de olabilirim ama şuan için konumuz bu değil. İnanmaktan bahsediyorum. Kim kime bu kadar kısa sürede inanır? Kim bütün geçmişini hiç düşünmeden geride bırakıp yakın bildiği, aslında uzak olan kollara bırakır? Ben bunu yaptım, ben sana inandım. Üzülmene tabii ki gönlüm razı değil ama bazı şeyleri de yaşayarak öğrenme ni istemedim. Bunlar açıklaması yapılamayacak, daha doğrusu mantıklı bir açıklaması olmayan şeyler. Çok sevmekten belki, belki çok inanmaktan, belki çok korkmaktan, belki de hepsi.. Neyse.. Yaşayarak öğrenince de adına tecrübe diyorlar zaten. Olan olduktan sonra çok da lazımmış gibi, bir daha aynı hata sanki asla tekrar etmeyecekmiş gibi. Bunlar avuntudan başka bir şey değil. Her konu hakkında tecrübeli biri olmak yerine hiçbir şey bilmeyen kör bir cahil olmak gerekiyordu belki de. Belki o zaman katlanabilirdim bunca şeye, belki o zaman tahammül edecek gücü bulabilirdim kendimde, belki o...

asıl mesele

Resim
Yapabilecek hiçbirşey kalmamıştı artık. Tüm kapılar çalınmış, tüm yollar denenmiş, bütün ihtimaller kullanılmıştı. Asker arkadaşım Berkant o gece de sarhoş geldi eve.  Neden içtiğini sormadım. O da bana, neden içtiğimi neden sormadın bu gece, diye sormadı. Her gece, Berkant'ınin neden içtiği konusunu oturur konuşurduk saatlerce. Bu sefer durum biraz farklıydı.  Balkona çıktım, bütün gün yağmur tanelerini ağırlayan ıslak  çatılara baktım. Kafamda ki soru işaretlerine bir cevap arıyor gibiydim o gece. Merak ettiğim şeyler, cevaplanmasını istediğim sorular vardı. Yapılacak birşeyler olmalı diye düşündüm, mutlaka yapılacak birşeyler olmalı. Berkant aklımdan geçenleri okuyormuş gibi baktı yüzüme. Oğlum dedi, dert etme bunları. "Asıl mesele, yapilabilecek hiç birşey yokken çabalamak değil, yapabileceğin bir sürü şey varken hiçbirşey yapmamaktır... " O gece ne demek istediğini pek anlamamıştım. O günden sonra ne zaman böyle hissetsem Berkant'in o sözleri gelir aklıma. Traf...

ben olsam...

Resim
yavaş yavaş ezberliyorduk herseyi.. hayatın adaletsizliğini, insanların ihanetlerini, yıkılan hayalleri, kabul olmayan dualari, geçmeyen geceleri, kaçırılan otobüsleri, gelmeyen gemileri, son dakika yatan kuponları.. hayata dair ne varsa öğreniyorduk. çocukluğumuz enteresan bir döneme denk gelmişti. şikayetçiydim bu durumdan, fazlasıyla şikayetçiydim.  insanlara hiçbir konuda ümitsiz olmamalarını  tembihliyordum ama en iyi de ben biliyordum aslında ümit etmenin hiçbir halta yaramadığını. defalarca görmüştüm bunu, defalarca yaşamıştım. hala birşeyler için gayret göstermeye çalışıyordum ama bir amacım yoktu. bir yaşam belirtisi olarak yapıyordum bunu. çaba gösteriyorsam, umut ediyorsam yaşıyorumdur, politikası izliyordum. fazlasına mecalim yoktu. kimsenin yokluğu acıtmıyordu canımı artık. daha kötüsü, kimsenin varlığı da mutlu etmiyordu.. yalnızken mutlu hissediyordum kendimi. yani yalnızken ne kadar mutlu olunabilirse o kadar mutlu hissediyordum. en azından şüphe duymuyordum ar...

eylem gerektirir...

Resim
yaralarına dokunabilmek isterdim, dokunup iyileştirebilmek.. bütün ıstıraplarından kurtarabilmek seni. belki de yanımdayken uzaklara dalıp giden gözlerini bu şekilde üzerime çekebilirdim, bilemiyorum. senin efkarlanmana sebep olan ne kadar etken varsa hepsine talibim. seni mutlu edebilmek için böyle bir yol izliyorum ve seni mutlu edebilmek adına mümkün olan bütün yolları deneyeceğim. buna ye rle bir olmak da dahil, buna terk edilmek ve bir park köşesinde kusmaktan geberene kadar içmek de dahil. büyük bir ihtimalle şuan ne demek istediğimi anlamıyorsun. problem değil. bazı şeyler, karşıdaki kişi bunu anlasın, buna karşılık versin ya da üzerine alınsın diye yapılmaz. bazı şeylerin sorgulanmadan yapılması gerekir. seni sevmek de böyle birşey. bu konuyla ilgili yöneltilen soruları kabaca reddediyorum. cevabını bilmediğim soruların sorulmasından nefret ederim ben, sen bunu bilmiyorsun. seninle, sadece bu bilgiyi biliyor olma yakınlığına sahip olabilmek için bile o sorulara mağruz kalmayı...

Emre Itaat

Resim
tanrının bana; al ne yazacaksan bunu düşünerek yaz deme şekliydin. konunun seninle bir alakası yok, benimki sadece verilen emire itaat etmek.

Son Mektup

yanıldım... senin hakkında yanıldım. Bunu kabuletmek zor olsa da gerçeklerle yüzleşmeliyim. Sen çözemediğim bir bilmecesin... seni çözmeye anlamaya çalıştım. Ben ısrarla üzerine gittikçe sen bunu bir meydan okuma gibi lıp bana karşı durdun. Bir kplumbağa gibi senden yavaş yavaş uzaklaşmamı sağladın. Sevdim... bens eni sevdim. Duru bir su gibiydi sana olan sevgim. Ne aman sıkılsam, üzülsem seni düşündüm. Düşlerimde seninle sahilde yürüdük. Dalgalar ayaklarımıza çarpardı. Benim güzel düşüncelerim arsız düşlerimdin. Fakat sen değiştin. Neden bunu yapıyor? Diye düşündüm. Geceler bu soruyla uzadı.. birde ucuz şarp ve sigaraya katık olan eski caz plaklarıyla. Sonunda cevabı buldum. ''insan duru suya baktığında kendi aksini görür'' sende benim sevgimde kendi aksini gördün. Sırtında sorumlulukları kambur olmuş, hiç risk almayan, gözlerinde karamsarlıktan ışık kalmamış, yaşamaktan korkan en zyıf noktasının sevmek olduğunu düşünen, en iyi silahı işi olan, uyumayı unu...