Kayıtlar

gey etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

bedbah

yazıp yazıp sildiğim sayfalarca yazıdan sonra yazmaktan vazgeçme kararı aldım. olmuyordu çünkü. ne yazarsam yazayım bir şeyler eksik kalıyordu o gece. kafamın içindekileri kelimelere dökemiyordum. ilhamsızlıktan değil,  başka bir şey vardı. her gece olanların dışında, çok başka bir şeydi bu. yaşadığım diğer hastalıklar gibi değildi. yaşadığım diğer kayıplara da benzemiyordu. buradan daha aşağısı yok, artık dipteyim, demiştim daha dün gece. yine yanılmıştım. yine yanılmıştım. bu konuda hep yanılıyorum. normalde öngörü sahibi bir insanımdır. yaşadığımız onca şeye rağmen hala ölememiş olmamız çok garip değil mi sizce de? içinde bulunduğumuz bu berbat dünyada yalnızca bir kez ölme hakkımız olması insanoğluna yapılmış en büyük haksızlıklardan biri değil mi? mesela benim yaklaşık dört sene önce ölmüş olmam gerekiyordu, ama ölmedim. aslında o gün orada ölmem gerekiyordu. çoğumuzun şimdiye kadar bir kaç kez ölmüş olması gerekirdi. ama biz inatla yaşamak zorunda bırakıldık. başka bir seçen...

orda mısın?

Resim
bazı şeyleri anlatmak isterdim sana.  mesela oturup bir rakı masasına güzelliğini tarif etmenin nasıl imkansız olduğunu anlatmak isterdim.  seni nasıl sevdiğimi falan geçelim, buraları geçtik, buraları geçelim.  seni nasıl sevdiğimi zaten biliyorsun ve bununla beraber bilmeni istediğim başka şeyler de var.  mesela; gülüşünün gece vakti bir adamı nasıl ateşler içinde uyandırdığını bilmeni isterdim.. bilmeni isterdim bir şiirin yazılması için gereken etkenlerin neler olduğunu.. güneş nasıl doğar, güneşin doğması için nasıl yalvarır bir çocuk, bilmeni isterdim. bilmeni isterdim, hiçbir işin yokken sabahın dördünde kalkıp yollara düşmenin nasıl bir şey olduğunu.. bir insan bir insanı böyle yaralarken aynı zamanda da nasıl merhem olur o yaralara, bilmeni isterdim.. bir tren garında aynı günde kaç ayrılık yaşanır, kaç kavuşmaya şahit olunur, bilmeni isterdim. birinin gözlerinin baktığı yerde olmak istemek, nasıl bir ruh hastalığıdır bilmeni isterdim. bir ameliyathane nasıl...

serzeniş

karanlık gecelerde sessizliği soluyalım beraber.. öyle çok çekelim ki içimize, kimseye yaşanacak bir yalnızlık kalmasın... senin bu gözlerinde ne çok yıldız var, birazını gökyüzüne verelim. bir ateş yakalım gecenin ayazına, üşümesin artık sokak çocukları.. hiç olmazsa bir kere daha yan yana yürüyelim. ve sen kafka'nın milena için yazdığı bütün satırları üstüne alın, ben o kadarını yazamıyorum. bigün pişman olduğunu duyacağım ve pişman olduğun oranda mutlu olacağım. üstelik yanımda olmak isteyişin de hiç sikimde olmayacak,dedi şaiir.. ya senin o güzel gözlerinin nemlenmesine sebep olan adamların ben anasını sikeyim. sen üzülme. derdini söyle, ben senin yerine de üzülürüm.. ek olarak; seni ayrı, senin için kalem tutan şayiri ayrı sikeyim. "seni çok seviyom aşkım" tarzında cümleler yeter sana.hatta o bile fazla. bunları birden fazla kişi üzerine alınabilir. üzerine alınma ihtimali olan herkes için yazıyorum; hepinizin amına koyayım. hadi arv

hep çirkin

Sana aşık olma fikri kafama pek yatmasa da, kalbime çoktan uzanmıştı.. Çünkü sen öyle güzeldin ki ben kendimi buna mecbur hissettim. Sen öyle güzeldin ki, bana güzel şeylerin benim içinde mümkün olabileceğini gösterdin, sen öyle güzeldin ki, sesinde bahar havası vardı, elinde yaz sıcağı.. Yani, şimdi, sen öyle güzelsin ki, o kadar güzel olunur.. Sırf bu yüzden seni benden başka hiç kimse sevsin istemedim. Yalnızca bana güzel ol sen, başkalarına hep çirkin..

kimse görmüyor...

Resim
biri bitmeden bir diğeri başlıyor, dur da diyemiyorsun üstelik. ciğere dolan nefes, kana karışan bir madde gibi aniden oluyor bu. yetmiyormuş gibi hep yanlış yer ve yanlış zamana denk geliyor. -benim için doğru yer ve doğru zaman hiç olmayacak gibi- biraz olsun cesaretlenip son vermek istiyorsun bu kara yazgıya, vazgeçiyorsun. ne tür boktan bir şansa sahip olduğunun farkındasın çünkü. -en iyi araba yıkarken yağmura yakalananlar bilir bu durumu- olana bitene razı bir hayat sür mek istiyorsun, bu sefer vicdanın bırakmıyor peşini. kendine hesap vermek zorunda kalıyorsun. düşünceler geceleri bir karabasan gibi çöküyor üzerine, siktir edip uyuyamıyorsun. siktir edilen sensin çünkü. böyle anlarda kimse görmüyor seni, kimse görsünde istemiyorsun zaten. biri başlıyor, biri bitiyor, sen o arada bir yerde yanıyorsun, ama duman çıkmıyor. ölüyorsun, bir tek kayıtlara geçmiyor.. 

hepsi bu..

Resim
Seninle bir alakası yok tüm bu yaşananların. Her şey basit bir meraktan ibaretti benim için. Bilirsin, insanın başına ne gelirse meraktan gelir. Sigaraya, üflenen dumanla çember, yani yuvarlak yapma merakıyla başladım. (Biz hep çemberin dışındaydık, çünkü içeride sigara içilmiyordu. Burak Aksak, ne güzel adam.) Alkole de sarhoş olma merakıyla başlamıştım. Yaşamayı merak ediyorum bu aralar, ama ölü m de bir o kadar merak uyandırıyor. Hayal kırıklarından, heveslerimin kursağımda kalmasından yana bir sıkıntım yok çok şükür. En kötü ne olabilir diye düşündüğüm her şeyin hep daha kötüsü oldu. Olmuyorsa olmuyordur bazı şeyler. Zorlamanın, yok yere ömür yormanın bir anlamı yok. Çünkü mucizeler, güzel şeyler falan; hep başkaları için mümkün olacak. Ama seninle bir alakası yok bunların, kendini suçlama diye söylüyorum. Ayrılığa, aşka ve de yalnızlığa merakım vardı bir süre, hepsi bu.. 

bir daha...

Resim
Gündelik sıkıntıların peşinden sürüklenip gidiyordum. Bugün dünün, yarın da bir önceki günün aynısı gibi geliyordu hep. Gibi de değil hatta, aynısı oluyordu. Her ne kadar bir şeyleri değiştirmek istesem de bu mümkün değildi. Herkesin hayatında belli dönemlerde bir mucize, bir dönüm noktası olmuştur yukarılara doğru. Ben de işler hep daha aşağılara doğru il erledi. Öyle ki soranlara olan biteni ne yazarak, ne de konuşarak anlatabiliyordum. Bu yorgunluğun, bu beter halin hiçbir dilde tarifi yoktu çünkü. Alışmıştım ama. Hatta yaşadıklarıma bir de iyi yönden bakmayı deniyordum. Büyümüştüm. Uzayan sakallarımın arasından görünmüyordu artık yüzüm. Değişmiştim. Bir daha hiçbir şey kolay kolay acıtamazdı canımı. Bir masalın mutlu sonla biteceğine inandırmışlardı beni, öyle olmadığını kitabın sonunda anladım. Tüm bunlara sebep olanı, ya da olanları çoktan unuttum. Ama yaşadıklarımdan öğrendiklerim hep aklımda kaldı. Senden sonra hayatıma girmek isteyenler oldu mesela, hiç oralı olmadım. Senden...

kim?

Resim
En çok ben üzdüysem de en çok ben inandım sana. Sevdim demiyorum bak, tamam sevmiş de olabilirim ama şuan için konumuz bu değil. İnanmaktan bahsediyorum. Kim kime bu kadar kısa sürede inanır? Kim bütün geçmişini hiç düşünmeden geride bırakıp yakın bildiği, aslında uzak olan kollara bırakır? Ben bunu yaptım, ben sana inandım. Üzülmene tabii ki gönlüm razı değil ama bazı şeyleri de yaşayarak öğrenme ni istemedim. Bunlar açıklaması yapılamayacak, daha doğrusu mantıklı bir açıklaması olmayan şeyler. Çok sevmekten belki, belki çok inanmaktan, belki çok korkmaktan, belki de hepsi.. Neyse.. Yaşayarak öğrenince de adına tecrübe diyorlar zaten. Olan olduktan sonra çok da lazımmış gibi, bir daha aynı hata sanki asla tekrar etmeyecekmiş gibi. Bunlar avuntudan başka bir şey değil. Her konu hakkında tecrübeli biri olmak yerine hiçbir şey bilmeyen kör bir cahil olmak gerekiyordu belki de. Belki o zaman katlanabilirdim bunca şeye, belki o zaman tahammül edecek gücü bulabilirdim kendimde, belki o...

asıl mesele

Resim
Yapabilecek hiçbirşey kalmamıştı artık. Tüm kapılar çalınmış, tüm yollar denenmiş, bütün ihtimaller kullanılmıştı. Asker arkadaşım Berkant o gece de sarhoş geldi eve.  Neden içtiğini sormadım. O da bana, neden içtiğimi neden sormadın bu gece, diye sormadı. Her gece, Berkant'ınin neden içtiği konusunu oturur konuşurduk saatlerce. Bu sefer durum biraz farklıydı.  Balkona çıktım, bütün gün yağmur tanelerini ağırlayan ıslak  çatılara baktım. Kafamda ki soru işaretlerine bir cevap arıyor gibiydim o gece. Merak ettiğim şeyler, cevaplanmasını istediğim sorular vardı. Yapılacak birşeyler olmalı diye düşündüm, mutlaka yapılacak birşeyler olmalı. Berkant aklımdan geçenleri okuyormuş gibi baktı yüzüme. Oğlum dedi, dert etme bunları. "Asıl mesele, yapilabilecek hiç birşey yokken çabalamak değil, yapabileceğin bir sürü şey varken hiçbirşey yapmamaktır... " O gece ne demek istediğini pek anlamamıştım. O günden sonra ne zaman böyle hissetsem Berkant'in o sözleri gelir aklıma. Traf...

ben olsam...

Resim
yavaş yavaş ezberliyorduk herseyi.. hayatın adaletsizliğini, insanların ihanetlerini, yıkılan hayalleri, kabul olmayan dualari, geçmeyen geceleri, kaçırılan otobüsleri, gelmeyen gemileri, son dakika yatan kuponları.. hayata dair ne varsa öğreniyorduk. çocukluğumuz enteresan bir döneme denk gelmişti. şikayetçiydim bu durumdan, fazlasıyla şikayetçiydim.  insanlara hiçbir konuda ümitsiz olmamalarını  tembihliyordum ama en iyi de ben biliyordum aslında ümit etmenin hiçbir halta yaramadığını. defalarca görmüştüm bunu, defalarca yaşamıştım. hala birşeyler için gayret göstermeye çalışıyordum ama bir amacım yoktu. bir yaşam belirtisi olarak yapıyordum bunu. çaba gösteriyorsam, umut ediyorsam yaşıyorumdur, politikası izliyordum. fazlasına mecalim yoktu. kimsenin yokluğu acıtmıyordu canımı artık. daha kötüsü, kimsenin varlığı da mutlu etmiyordu.. yalnızken mutlu hissediyordum kendimi. yani yalnızken ne kadar mutlu olunabilirse o kadar mutlu hissediyordum. en azından şüphe duymuyordum ar...

sesinde...

Resim
Sesinde ne var biliyor musun?  Cuma günleri dağılan bir ilkokul bahçesi var.. Sesinde ne var biliyor musun?  Cemal Süreya'nın yazıp yazıp sildiği satırlar var. Sesinde ne var biliyor musun?  Kimsesiz bir çocuğun ellerini ısıttığı ateşin sıcaklığı var.. Sesinde ne var biliyor musun?  Şehrin en kalabalık caddesine oturup, klarnetiyle ayrılık şarkıları çalan adamın hüznünden var.. Sesinde ne var biliyor musun? Kör bir ressamın, aşık olduğu kadını çizdiği tablolar var. Sesinde ne var biliyor musun? ilk defa aşık olmuş bir çocuğun, sevdiği kıza açılırken kızaran yanakları var.. Sesinde ne var biliyor musun? Boğaz manzaralı bir balkonda kurulmuş rakı sofrası var.. O sofrada edilen dost muhabbetleri var.. Sesinde ne var biliyor musun? Sesinde karadeniz var. ve artvin yaylaları ve toroslar.. ayder yaylasında meleyen kuzular var.. Senin sesinde bir çobanın sevdiğinin gözleri var...

doğa olayı...

Resim
Ağır ağr esen rüzgar, bütün şehre adaletli bir şekilde dağıtıyordu saçlarının kokusunu… Saçların dalgalanırken rüzgarda, bir kaç teli yüzüme çarpıp geçerken ilahi bir jilet gibi; Hey Bayım, ben mucizelere inanmazdım hiç, çocukkende inanmazdım devlere, cücelere ama bu yani böyle dalgalanması saçlarının, yani yüzüme çarpması bütün ihtişamıyla-bu anı yüzyıllar boyu hiç susmadan anlatabilirim- şahit oldğum en büyük doğa olayıydı

eylem gerektirir...

Resim
yaralarına dokunabilmek isterdim, dokunup iyileştirebilmek.. bütün ıstıraplarından kurtarabilmek seni. belki de yanımdayken uzaklara dalıp giden gözlerini bu şekilde üzerime çekebilirdim, bilemiyorum. senin efkarlanmana sebep olan ne kadar etken varsa hepsine talibim. seni mutlu edebilmek için böyle bir yol izliyorum ve seni mutlu edebilmek adına mümkün olan bütün yolları deneyeceğim. buna ye rle bir olmak da dahil, buna terk edilmek ve bir park köşesinde kusmaktan geberene kadar içmek de dahil. büyük bir ihtimalle şuan ne demek istediğimi anlamıyorsun. problem değil. bazı şeyler, karşıdaki kişi bunu anlasın, buna karşılık versin ya da üzerine alınsın diye yapılmaz. bazı şeylerin sorgulanmadan yapılması gerekir. seni sevmek de böyle birşey. bu konuyla ilgili yöneltilen soruları kabaca reddediyorum. cevabını bilmediğim soruların sorulmasından nefret ederim ben, sen bunu bilmiyorsun. seninle, sadece bu bilgiyi biliyor olma yakınlığına sahip olabilmek için bile o sorulara mağruz kalmayı...

ne güzel..

Resim
belki yıllar sonra, bir duvar yazısında denk gelecek onun için yazılmış olan satırlara. yanındakine dönüp; bak diyecek, ne güzel yazmışlar...

Emre Itaat

Resim
tanrının bana; al ne yazacaksan bunu düşünerek yaz deme şekliydin. konunun seninle bir alakası yok, benimki sadece verilen emire itaat etmek.

Vurun İpneye

Türkiye'de Eşcinsel Olmanın Geniş Halk Yığınlarında ki İfadesi; - Vurun İpneye !!! - Bir eşcinsel ya da bir lezbiyen, Türkiye'de yaşarsa onu nasıl bir kader ya da olaylar zinciri bekler? Işte Türkiye'nin genel geçer bir alt toplumsal panaromasını kolaylıkla gösterebilecek çarpıcı bir soru. Ekinler sararmaya yüz tutmuştu. Tarlabaşı'nın köhne dar, içiçe geçmiş, handiyse düşmemek için sırtlarını birbirine dayamış gibi duran, Rumlardan kalma, eski, ahşap evlerin içinde ki eşyalar, doğulu, karadenizli, ekin sarartısını yansıtıyordu. Ölgün, solgun eletrik lambalarının ışığında... Gerçek hayat bu işte. Sanki sokağın, insanların gerçekleri, bu kimbilir kimlerin eskicilere bırakıp da terkedip gittiği ve şimdi bu evlerde yaşayanların üç beş kuruşa, hatta belki de bedavaya getirdiği pörsümüş ama hayat dolu eşyalarda gizliydi. Tarlabaşı; biraz doğu, biraz güneydoğu, biraz doğu karadeniz, Carlos Gülhanlar, Jilet Denizler, Şopar Erollar, Laz Kemaller, Şilaki Cen...

Son Mektup

yanıldım... senin hakkında yanıldım. Bunu kabuletmek zor olsa da gerçeklerle yüzleşmeliyim. Sen çözemediğim bir bilmecesin... seni çözmeye anlamaya çalıştım. Ben ısrarla üzerine gittikçe sen bunu bir meydan okuma gibi lıp bana karşı durdun. Bir kplumbağa gibi senden yavaş yavaş uzaklaşmamı sağladın. Sevdim... bens eni sevdim. Duru bir su gibiydi sana olan sevgim. Ne aman sıkılsam, üzülsem seni düşündüm. Düşlerimde seninle sahilde yürüdük. Dalgalar ayaklarımıza çarpardı. Benim güzel düşüncelerim arsız düşlerimdin. Fakat sen değiştin. Neden bunu yapıyor? Diye düşündüm. Geceler bu soruyla uzadı.. birde ucuz şarp ve sigaraya katık olan eski caz plaklarıyla. Sonunda cevabı buldum. ''insan duru suya baktığında kendi aksini görür'' sende benim sevgimde kendi aksini gördün. Sırtında sorumlulukları kambur olmuş, hiç risk almayan, gözlerinde karamsarlıktan ışık kalmamış, yaşamaktan korkan en zyıf noktasının sevmek olduğunu düşünen, en iyi silahı işi olan, uyumayı unu...

Sahipsiz Kedi ve Masum Fahişe

    Sahipsiz Kedi Ve Masum Fahişe Soğuk bir kış gecesi. Sabah yağan karın beyazlığı halayerlerde. Caddeler kaldırımlar yğmur ve pislik içinde. Delice esen yakıcı rüzgar evlerin bacalarıyla oynaşmakta. Perdeler dışarının soğuk ve gri görüntüsünü sansürlemek istercesine içine kapanmış pernecerelerde. Norml insanlar bu sate üçüncü uykularında olmalı. Odlrın işiklarıise çoktan sönmüş. Kendini saran gizemli bir kararatıya teslim olmuş İstanbul. Gökyüzü iyice zifire bağlamış yağmur desen karın ardından ha yağdı ha yağacak.. kesik kuyruklu ürkek bir kedi dolaşıyor sokaklarda ürkek ürkek. Boynunu bükmesinden ve bşını ara ara ufak ayaklarının altına almaya çalışmasından belli üşüyor olduğu. Mini minnacık adımlarını atarken ürkek bakışlarla kendisine halinden anlayan bir yandaş arıyor olmalı, bu saate tek başına dolaştığına göre koca koca dinlerin kader ve alınyazısı dediği lanet kendini en acımasız yüzüyle küçük kendiye göstermiş olmalı. Ana kapısı sokaktaki herşeye karşı kitlenm...

Dördüncüden Haber Yok

Resim
Hacettepe Tıp Fakültesi ikinci senedeydim. Pazartesi sabahları benim için tam bir kabus olurdu Sınıftaki beş kız kendi aralarında moda üzerinde konuşurken otuz erkekten büyük bir bölümü maç sonuçları üzerind eküfür kıyamet hararetli yorumlar diğerleride becerdikleri ya da becermeyi hayal ettikleri karı/kızlar hakında atıp tutarlardı. Boysa benim hafta sonu yaşantımı, geçmiş aşklarımı, kayıplarımı, heyecanlarımı, düşlerimi anlatabileceğim kimse yoktu. Gerçi yıllardır açık bir insandım ve gerek sınıf birincisi olmamdan kaynaklı ders konularında gerekse hepsini sustuduğum spor konularında ki muhabbetlerde bile aranılan bir adamdım ama yine de içimde bir parça kendimi gerçek anlamda ifade edemediğim birinin acısını, eksiğini duyardı. Bu anlamda yalnızdım. Ders aralarında büyük bir ümitle koşardım kantine.. herkesin tüzüne bakar muhabbetlerini dinler beden dili analiz dersinden öğrendiğim kadarı ile davranışlarını okumaya çalışırdım ama hayır.. benim kendi dilimden konuşabileceğim ...

Kendi Dizelerim [Mağlup Çocuk]

Bu cumada ofisimden çıkar çıkmaz dudaklarımda “mad word” şarkısıyla soluğu Jersey nehrinin kıyısında alacağım. Limanın uyku düşkünü mağrur gözlerine baharı nakşeden balıkçı teknelerinin yorgun sakinleri, durulmuş sevdaların ahengiyle çekerken ağlarını, her şeye geç kalmış insanların telaşı dökülecek parmaklarımdan. Tükenen haftanın boşalttığı beynimi NY Time sın kültür sanat ekleriyle dolduracağım. Bir türlü okunamayan kitapların acımtırak tortusu çökecek yüreğime, yan masada oturan çocuğun gözlerinde ki dalgın kurguda yer bulamamak gibi. Güneşin ufka salınışında ki monotonluk bayatlamış yemek kokusu gibi çökecek üzerime… “Ben sığınacak bir liman aramıyorum, ben açık denizlerde dalgalarla boğuşa boğuşa tükenmek istiyorum” diye haykıracağım gri New York semalarına… İçimde boğulup giden sesimi duymuş gibi yapıp yüzüme baktığını sanacağım insanların… Ağırlaşan başım önüme düşerken kendimi en iyi tasvir eden o dizelerimi mırıldayacak dudaklarım ; “Ey Her sabah Kahraman, her akşam mağlup ...