temenni
dört tarafı yalnızlıklarla çevrili bir ülkede yaşıyoruz. hatta yaşadığımız gezegenin de dörtte üçü yalnızlık. fen bilgisi kitaplarında eksik bahsediyorlar. yalnız doğuyoruz, yalnız yaşıyoruz, yalnız ölüyoruz. yaşadığımız süre zarfı içerisinde etrafımızda kalabalıklar oluyor. insanlar, eşyalar.. hiçbir manası olmayan bir sürü madde yığını. son bir kaç haftadır, aylaklık günlerimde -genellikle salı günleri, yapmam gereken bütün işleri askıya alıp, tek başına olmak kaydı ile canımın istediklerini yaptığım güne verdiğim ad- bunun üzerine düşünüyorum. pek bir sonuca varmış değilim ama zaten bir sonuca varma çabam da yok. artık bir şeyleri sonuçlandırmak yerine, o şeyleri anlamaya, yaşamaya çalışıyorum. sonu olduğunu bildiğim şeyleri düşünmek genellikle mutlu etmiyor, içeriği ne olursa olsun. her neyse, klişe lafları bir kenara bırakalım. insan yalnızca yalnızken olgunlaşabilen bir varlık. mesela, bir bebeğin yürümeyi öğrenebilmesi için etrafında tutunacak hiçbir şeyin olmaması, özgürce düş...