Kayıtlar

Tanrının Söyleyecek Birşeyleri Var

bir dakika olsun durup dinlenmeye vaktimiz yok, asla kendimize derin bir nefes alma fırsatı tanımıyoruz. bir kez bile dönüp bakmadan, yanından koşar adım geçip gittiğimiz manzaraların hasretiyle öleceğiz. çünkü yolun sonundaki ışığa odaklandık, duvarlarda ne yazdığının hiç bir önemi yok bizim için..  farkında değiliz hiçbir şeyin. asırlar boyu ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, asırlar boyu yaşayacakmışcasına ufacık şeyleri dert ediniyoruz kendimize.  stresten, kederden, elemden uyuyamadığımız gecelerimiz oluyor. ne uğruna ulan bütün bunlar? diye sormak aklımıza gelmiyor. bazen bir diploma, bazen bir iş, bazen de bir insan uğruna günlerimizi, gecelerimizi heba ediyoruz.  aynı anda o kadar çok yerde birden olmak istiyoruz ki, haliyle hiçbir yere yetişemiyoruz. bazen vaktinden erken gittiğimiz oluyor, ama ekseriyetle geç kalıyoruz. zaten yetiştiklerimizin de bir değeri olmuyor, çünkü aklımız hep ulaşamadıklarımızda.. bazen, rakı sofraları oluyor, bazen bir şarap şi...

eski, yeni, tavan ve sigara

arkasına yaslandı. küllükteki sönmüş sigaraları seyretti bir süre. bir kere bile içine çekmemişti çoğunu, yakıp kül olmalarını seyretmişti. sigaranın da kendisine benzeyen yanları olduğunu düşünüyordu. fazlasıyla uykusu gelmişti artık, pencereden dışarı baktı, etrafta ışığı yanan bir pencere bulamadı. ışığını söndürüp sabahın olmasını beklemek üzere yatağına yöneldi. bircan'dan dördüncü mesaj da geldiğinde telefonu yan çevirip mesajları okudu. bircan iyi biriydi. zeki, güzel, başarılı ve mavi gözlü bir dil öğrencisi. bende ne buluyordu herif diye sorar dururdu kendine eric. bir cevabı yoktu. zaten kafasındaki sorulara bir cevap bulabilseydi bu durumda olmayacaktı, öyle düşünüyordu. bircandan gelen mesajları okuduktan sonra, yarın sabah ne yapacağını düşündü uzun uzun. once ne yapabilirimi düşündü bir sure, sonra ne yapmaması gerektiğini. yapılabilecek bir sürü şey varken hiçbir şey yapmamak mı daha zordu, yoksa yapılacak bir şey yokken bir şeyler yapmaya çalışma...

sorunsuz

kalemi bıraktı elinden. bir kalıba sokamadığı için yazamadığı bütün düşünceleri beynine hapsedip başını  tekrardan duvara yasladı. odanın karanlığı yazmasına engel oluyordu artık. ışığı açmak da istemiyordu. karanlıktan korkardı eskiden, şimdiyse en büyük korkusu, aydınlık bir odada uyumak zorunda kalmaktı. şuan dört kişi tarafından birden terk edilmiş olmayı dilerdim, dedi kendi kendine. gülümsedi. bir adam  uğruna ağladığı zamanlar gelmişti aklına. en son ne zamandı lan, diye düşünürken, biradan bir yudum daha aldı ve derin bir nefes çekti odanın içine dolan karanlıktan.. keşke dedi, eric. keşke; birinin beni terk edip gitmesini dert edebilecek kadar sorunsuz bir hayatım olsaydı..

bedbah

yazıp yazıp sildiğim sayfalarca yazıdan sonra yazmaktan vazgeçme kararı aldım. olmuyordu çünkü. ne yazarsam yazayım bir şeyler eksik kalıyordu o gece. kafamın içindekileri kelimelere dökemiyordum. ilhamsızlıktan değil,  başka bir şey vardı. her gece olanların dışında, çok başka bir şeydi bu. yaşadığım diğer hastalıklar gibi değildi. yaşadığım diğer kayıplara da benzemiyordu. buradan daha aşağısı yok, artık dipteyim, demiştim daha dün gece. yine yanılmıştım. yine yanılmıştım. bu konuda hep yanılıyorum. normalde öngörü sahibi bir insanımdır. yaşadığımız onca şeye rağmen hala ölememiş olmamız çok garip değil mi sizce de? içinde bulunduğumuz bu berbat dünyada yalnızca bir kez ölme hakkımız olması insanoğluna yapılmış en büyük haksızlıklardan biri değil mi? mesela benim yaklaşık dört sene önce ölmüş olmam gerekiyordu, ama ölmedim. aslında o gün orada ölmem gerekiyordu. çoğumuzun şimdiye kadar bir kaç kez ölmüş olması gerekirdi. ama biz inatla yaşamak zorunda bırakıldık. başka bir seçen...

asıl sorun..

bütün kaybedenler için yazacağım bu gece, bütün yarım kalmışlıklar için. bardağın dibinde yarım bırakılan çay için mesela, mesela kavuşulamayan aşklar için, elde edilemeyen arzular, karnı doymadan uyuyanlar için. kanadı kırılmış kuşlar, boynu bükülmüş güller, susuz kalmış topraklar için yazacağım.. bana inanın dostlarım, bu hayatta bir kez sendelemişseniz eğer yere düşmemek adına yaptığınız bütün hamleler dengenizi biraz daha bozacaktır. neyin yokluğu korkutuyorsa sizi, onun yokluğuyla sınayacak hayat sizi. yürümek istemediğiniz bütün yolları ezberleyecek, bilmek istemediğiniz bütün gerçekleri öğreneceksiniz. bunlar laf olsun diye yazılmış şeyler değil, belki de ilk defa bu kez, yazdıklarımın bir nebze de olsa doğruluk payı var. bana inanın. bu yazı az da olsa ilginizi çektiyse ve yatağa uzandığınızda tekliyorsa sol yanınız bir şeylerin eksikliğiyle, kötü alışkanlıklarınızdan şikayetçiyseniz ama yine de kopamıyorsanız o alışkınlıklardan, tutunamıyorsanız, daha önemlisi tutunmak istemiy...

özetle..

zaman, mekan, kişiler, kurumlar değişse de üzerime giydiğim bu mağlubiyet yeleğini eskitemedim bir türlü. sürekli kaybeden taraf olmanın verdiği rahatlıkla yaşadım. hayatında kaybedecek birşey olmamasının insana verdiği ferahlık, bunu herkes bilmez. bunu bilmeyenler de zahmet edip bu yazının devamını okumasınlar zira yazdıklarım onlar için hiçbirşey ifade etmeyecek. insan satırlarında kendisini bulmadığı bir yazıyı okumamalı. ''kitabım bir milyon satsın da, edebiyatın anasını sikmiş olduğum gerçeğini siktir et'' diyen yazarlarla; ''hoşlandığım kız bunu okuyordu bende alıp kitabın fotoğrafını instagrama attım'' diyen okurları başbaşa bırakalım. biliyorum yazmak konusunda çok iyi sayılmam, bunu hiçbir zaman iddaa etmedim. hayatta yazmaktan daha başarılı olduğum alanlar da vardı, hepsini elimden aldılar. bana da sadece birşeylerin eksikliğini anlatmak kaldı. maalesef bunun için yazmaktan başka çarem yok. beni tanımıyorsunuz, okuduklarınız kadarını bili...

David Cronenberg'in Spider filminin/senaryosunun psikanalitik değerlendirmesi

Resim
(Macaristan'da psikoloji okuyan eski sevgilimin yoğun israrı üzerine yaptığım ödevi.. ki hiç tarzım değildir başkasının ödevini yapmak.. bakalım sınıfı geçebilecek mi?) Bu sunumumda David Cronenberg'in 2002 yapımı olan Spider filmini ana karakterin (Dennis Cleg) psikoz kategorisi içinde değerlendirilen şizofrenisiyle, karakterin birebir gözünden geriye dönüşlerle izlediğimiz sorunlu Ödipal senaryosunu temele oturtarak psikanalitik bir açıdan inceleyeceğim. Sizlere Örümceğin akli durumunun hayali dünyasına, halisülasyonlarına ve özellikle de 'anne imagosuyla' ilgili olan tekrar saplantısı bozukluğuna (repetition compulsion) nasıl etki ettiğini göstereceğim. Filmin izleyici yorumuna oldukça açık olduğunu ve bu yüzden de sadece bir tane çözümlemenin yapılamayacağını düşünüyorum. Ben bu analizimde Örümceğin anne figürünü ikiye ayırmasının ve sonunda da öldürmesinin altında yatabilecek olan nedenleri iki altmetin üzerine odaklanarak paylaşmak istiyorum. Şunu beli...